İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yemeniler Ülkesi -Rabia Çiçek

Uzak uzak diyarların birinde, sıcak mı sıcak bir iklimde Yemeniler ülkesi varmış. Bu ülkede insan az, yemeni çok imiş. Hani şu bildiğimiz ayakkabı olan yemeni, evet. Rengarenk derileri olan. Uzun uzun ağaçları, ova bayır yollarıyla şen olan bu ülke, yemeni ağaçlarıyla meşhurmuş. Ülkenin merkezine biraz uzakça kalan ormanlarında çeşit çeşit, renk renk yemeniler yetişirmiş. Yağmurunu içip, güneşiyle kurulanan, toprağını seven yemeniler vakti gelince pıtır pıtır aşağı atarlarmış kendilerini ve önce kocaman ayak kapları curcunası yaşanırmış ağaç altlarında.

O kalabalıkta her biri kendi çiftini bulmaya uğraşırmış. Çiftini bulan yemeni, diğer dostlarıyla vedalaştığı gibi yola düşer, az gidip uz gidip kendine uygun ayakları bulma çabasına düşermiş. Ancak öncesinde dalından düşen yemenilere, düştükleri ağaç tarafından nasihatler verilirmiş. Her biri ayrı özelliklere sahip yemenilerin kendi yeteneklerine uygun insanları bulup kapılarına ilişmeleri, sahiplerini yaptıkları mesleklerde doğru yollara götürecek tılsımı iyi kullanmaları öğütlenirmiş.

Yemeniler de ağaçlarını dinleyip yola koyulur, merakla sahiplerini aramaya başlarlarmış. Ve yemeniler kendi aralarında bilirlermiş; hangi yemeninin marangoz, hangi yemeninin demirci, kral, doktor, ya da bakkal ayağına gideceğini. Her bir yemeni bir an evvel sahibini bularak, yapacağı iş için ona yardımcı olmak, doğru yollara götürmek için can atarmış. Ve her biri sahibinin yapacağı işi dünyanın en önemli işi olarak gördüğü için, yıllar yılı yemeniler ülkesinde herkes ayağına uygun yemeniyle işini en güzel şekilde yapar, ülkede hiç bir iş aksamaz, insanlar mutlu huzurlu yaşar giderlermiş.

Gel zaman, git zaman sarayın bahçıvanı olan Ökkeş isminde gençten bir adam, çiçeklerin ve ağaçların dilinden en iyi kendisi anlamasına, sarayın bahçesine en güzel şekilde bakmasına rağmen, bir türlü yaptığı işten memnun olmazmış. Neden ben bu sarayda kral değilim de bahçıvanım diye hayıflanır dururmuş. Oysa ki herkes bilirmiş; Ökkeş’ in sadece koklayarak tüm çiçekleri nasıl ayırt edebildiğini, en iyi tohumları ve gübreyi Ökkeş’ ten başka kimsenin bulamayacağını. Ancak Ökkeş, yıllardır bahçıvanlığını yaptığı sarayın içinde kralın ve vezirlerinin hep çok rahat, keyifli bir hayat yaşadıklarını düşünür, onların yerinde olmayı düşlermiş.

Yine bir yaz günü aynı şeyi düşünürken; “Neden hayal olsun ki? Tam da zamanı. Yemeniler yola çıkmış olmalı. Eğer kralın ayağını bulacak olan yemeniyi önce ben bulursam ben de kral olabilirim.” diyerek zıplamış yerinden. Ve hemen koşmuş kralın aşçısı olan arkadaşı Selami’ nin yanına. Heyecanla Selami’ ye elindeki işi bıraktırıp çekmiş bir kenara ve ona da anlatmış düşüncesini. “Tamam demiş, senden güzel yemek yapan kimse olmayabilir. Ama vezirlik aşçılıktan daha kolay olsa gerek. Hem daha havalı. İstemez misin sende vezir olmayı?” demiş. Selami önce tereddüt etmiş. “Nasıl olur böyle bir şey, düzen bozulmaz mı?” demiş. Ama Ökkeş, ağzından girmiş, burnundan çıkmış ve Selami’ yi ikna etmeyi başarmış. İki arkadaş birlikte sarayın berberi olan Hayri’ nin yanına gitmiş ve onu da ikna etmişler. Üçü birlikte bahçedeki ağaçlardan birinin altına oturup, her yılın aynı günü olan 27 Haziran yemeni değişim günü için plan yapmaya koyulmuşlar.

O gün saray sakinlerinin hepsi sarayda olacağı ve büyük bir kalabalık halinde yemeniler ile buluşacakları için bu kalabalıktan faydalanıp kralın, vezirin ve büyük komutanın yemenilerini kaçırmayı planlamışlar. Artık Ökkeş, Selami ve Hayri kendi meslekleri olan bahçıvanlık, aşçılık ve berberlikten kurtulup ülkeyi yönetecekleri, herkes de kendilerine saygı duyacağı için çok mutlularmış.

Günü gelip çattığında üç arkadaş kalabalıklar arasından krala, vezire ve büyük komutana yaklaşan yemenileri kaçırdıkları gibi ortalıktan kaybolmuşlar. Kimse ne olduğunu anlamamış. Çünkü böyle bir şeyin olma ihtimali kimsenin aklından bile geçmezmiş. Yavaş yavaş kalabalıktaki herkes eski yemenilerini toprağa gömüp, yeni yemenilerini giymeye başlamış. Ne var ki 3 kişinin ayakları çıplak kalmış. Kral, vezir ve büyük komutanın yemenilerini bulamadığı gören halk arasında kargaşa oluşmaya, uğultular yükselmeye başlamış. Kimse ne olduğuna anlam verememiş. İhtiyar bir demircinin gözüne, ilerideki ağaçların altında sağa sola gidip gelen 3 çift yemeni ilişmiş. Olsa olsa yolunu kaybeden bu yemenilerdir demiş kayıp olanlar. Alıp getirdiği yemenileri krala, vezire ve büyük komutana takdim etmiş. “Bu yılın kışı sert geçti, bu sebepten olsa gerek, vuran soğuk kışın yorgunluğunu atamamışlar üstlerinden.” demiş. Böylece kral, vezir ve büyük komutan da yemenilerini giydikten sonra geceye kadar süren yemeni eğlenceleri sona ermiş ve kalabalık evlerine dağılmış.

Gel zaman git zaman, ülkede karışıklık baş göstermeye başlamış. Kral tahtında durmak ve ülkeyi idare etmek yerine sarayın mutfağından çıkmaz olmuş. Sürekli yeni tatlar tatmaya, beğenmediği tatlar yüzünden çalışanları zindanlara attırmaya, komşu ülkelerden farklı lezzetleri aramaya, kendisini yemekte iyi ağırlamayan komşu ülke krallarına savaş ilan etmeye başlamış. Vezir ise saatlerce ayna karşısında saçlarına şekil vermeye çalışır olmuş. İdaresi altındaki tüm çalışanları her gün sıraya sokup saç kontrolü yapmaya başlamış. Tebdili mekân sokaklarda gezer iken saçı uzun ya da dağınık kimi görürse yakalatıp makas altına yatırmaya durmuş. Büyük komutana gelince, o da ülkenin tüm askerleriyle ne kadar bağ bahçe varsa girip ot yoldurmaya, yabani ot toplatmaya başlamış. Tüm bunlar yaşanırken halk şaşkınlık içinde olup biteni izliyormuş. Gerek komşu ülkelerle olan ilişkiler gerekse ülkenin kendi içindeki huzuru alt üst olmaya başlamış.

Halk arasında homurtular yükselmeye, her kafadan bir ses çıkmaya başlamış. Yüz yıllardır süregelen düzen içinde yöneticiler bu mutlu ülkeyi idare eder iken şimdilerde herkes yöneticilerin değişmesi gerektiğini söylemeye başlamış. Tüm bu gelişmeleri uzaktan uzağa izleyen Ökkeş, Selami ve Hayri ise kendi aralarında, işte tam da zamanı diye düşünmüşler. “Artık gerçek yemenileri giyerek halkın karşısına çıkmalı ve halkın yardımıyla sarayı ele geçirerek hakimiyetimizi kurmalıyız.” demişler. Tam da dedikleri gibi yapmış bizim eski bahçıvan, aşçı ve berber olan 3 arkadaş. Halk ise, zaten uzun zamandır yaşanan garip olaylar yüzünden yeni birilerinin başa geçmesine hiç itiraz etmemiş.

Eski kral, vezir ve büyük komutanın ayaklarından yemenileri alınarak zindana kapatılmış, yerlerine Ökkeş, Selami ve Hayri getirilmiş. Esasında bu 3 kişinin dışında bu işler için gönüllü olan kimse de çıkmamış. Kral yemenisini giyen bahçıvan Ökkeş; yemeniler her ne kadar krala ait olup, bir kralın yapması gereken şeyler için yol gösterici olsa da, kendisinde liderlik, güzel hitap, yöneticilik gibi kabiliyetler olmadığı için bir zaman sonra çok yorulmaya başlamış. “Bu kral yemenisi de ne kadar çok yer gezdiriyor, ne kadar çok insanla konuşturuyor ve ne kadar çok karar almaya zorluyor” diye hayıflanmaya başlamış. Artık o kadar halsiz düşüyormuş ki plan kurduğu arkadaşlarıyla bile görüşemez olmuş. Ve git gide sorumluluklarını yerine getiremediği için ülkenin yönetiminde büyük aksaklıklar oluşmaya başlamış. Git gide artan ve aksayan işler yüzünden halk artık dayanamaz hale gelmiş. Sadece kral da değil, vezir olan aşçı Selami ve büyük komutan olan berber Hayri de hiçbir işi yerli yerince yapamıyormuş.

Verilen kararlardaki hatalar gün geçtikçe büyümeye, insanlar mesleklerini yapamayıp evlerini geçindiremez hale gelmeye ve bu kötüye giden durumu gören çevre ülkeler ise yemeniler ülkesine savaş açmaya başlamışlar. Artık o eski huzurlu ülkeden eser yok imiş. Bu sefer eski aşçı, yeni vezir olan Selami toplamış arkadaşlarını. Bu yaptıkları yüzünden ne kadar pişman olduğunu, ülkeyi bu hale getiren kendileri olduğu gibi, eski düzeni getirmesi gerekenin de kendileri olduğunu söylemiş. Ökkeş ve Hayri de başları önlerinde Selami’ yi onaylamışlar. “Önce bir an evvel zindana gidip gerçek kral, vezir ve komutanı çıkarıp af dileyerek yemenileri teslim etmeliyiz.” demişler. Gitmişler zindana gitmesine ama, zindan da kral, vezir ve komutanın her üçünün de çok hasta olduğunu, yattıkları yerden kımıldayamadıklarını görmüşler. Ve ellerindeki yemenilere baktıklarında ise aynı gerçek sahipleri gibi tükenmiş, yıpranmış ve bitkin hale düştüklerine şahit olmuşlar.

Olan biteni öğrenen halk, zindanın kapılarında isyan ederek gerçek kralımızı isteriz diye bağırmaya başladığından, üç arkadaş iyice korkmuş. Çaresizce birbirlerine bakarken Hayri:” Gidip halktan bir şans dilemeliyiz ve o şansı kullanarak her şeyi eski haline getirmeliyiz.” demiş. Korka korka sinirli kalabalığın önüne geçen üç arkadaş, yaptıklarını tek tek anlatmış. Ne kadar pişman olduklarını ve bu durumu düzeltmek için bir şans istediklerini, her şey eski haline dönmezse kendilerine istedikleri cezayı vermelerini söylemişler. Halk bunu kabul etmiş, ancak 27 gün süre tanımış. 27 gün sonra her şey eskiye dönmezse her birinin farklı bir yemeni ağacı yanına ömrünün sonuna kadar korkuluk olarak dikileceğini söylemişler. Üç arkadaş bunu kabul ederek hızlıca bir plan yapmışlar.

Önce ülkenin en iyi doktorlarını bularak zindandan çıkardıkları kral, vezir ve komutanı tedavi ettirmeyi düşünmüşler ve sonrasında da yemenileri tamir ettirmeyi planlamışlar. Ne var ki korkulu, öfkeli, isyan halindeki halkın hangi işi yaparsa yapsın ayaklarındaki yemeniler bu havadan kötü etkilenmiş ve hiç biri artık sahiplerini doğru yönlendiremez olmuş. Ne doktor bulabilmişler ne de tamirci. Üç arkadaş son çare olarak yemeni ağaçlarının olduğu ormana gidip onlardan yardım istemeye karar vermişler. Her ne kadar çekinseler de, ülkenin halini anlatıp çare aramaya geldiklerini söylemişler. Duydukları karşısında öfkeden kükreyen koca ağaç öyle bir gürlemiş ki, savrulan yapraklarının rüzgarından Ökkeş, Selami ve Hayri ayrı ayrı yerlere düşmüşler.

Konuşmaya başlayan ağaç, bir dahaki yılın yazına kadar yeni yemenilerin olgunlaşmayacağını, büyük bir felakete neden olduklarını ve bunun için cezalandırılacaklarını söylemiş. Bunun üzerine üç arkadaş yalvarmaya başlamış. Ne yapmaları gerekiyorsa yapacaklarını, cezalarını çekeceklerini, yeter ki bu durumun düzelmesi için bir yol göstermesini istemişler. Düşünmüş koca ağaç. Artık demiş, sadece sarayın değil, nefesiniz yettiğince her yerin ve herkesin bahçıvanı, aşçısı, berberi olacaksınız. Durmaksızın kendi mesleğinizi yerine getirerek diğer insanların da isyandan çıkıp kendi işlerine dönmelerine ve eskisi gibi yemenilerin tılsımına kendilerini bırakmalarını sağlayacaksınız. Herkes kendi işini yeniden eline aldığında ülkenin en iyi doktorunu bulup zindandakileri tedavi ettirecek ve ülkenin en iyi yemeni tamircisini bulup o üç yemeniyi onartacak, sahiplerine teslim edeceksiniz demiş. Üç arkadaş hemen bunu kabul etmiş ve şehrin yolunu tutmuşlar.

 Başlamışlar şehrin tüm bağ ve bahçelerini yeşertmeye, girilmedik mutfak bırakmayıp herkesi doyurmaya ve bir berberin yapabileceği bakımı herkese yapıp halkın kendi kendilerini güzel görmelerini sağlamaya. Zaman içinde şehrin ve insanların güzelleştiğini görmeye başlayan halk, eski günlerin özlemiyle kendi işlerini yeniden şevk içinde yapmaya başlamışlar. Böylece işinin ehli doktorlar ve ayakkabı tamircileri bulunarak kral, vezir ve komutan iyileştirilip, yemeni tamircilerine onartılan yemeniler sahiplerine teslim edilmiş. Ökkeş, Selami ve Hayri, yemenilerle birlikte büyük bir mahcubiyetle özürlerini de sunmuşlar. Kral da bu üç arkadaşı affetmiş ve yeniden görevlerinin başına göndermiş. Kendi yemenilerine kavuşan sahipleriyle birlikte ülkedeki işler eskisi gibi yürümeye ve yıllar yılı mutlu ve huzurlu şekilde yemeniler ülkesinde hayat sürüp gitmeye devam etmiş.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir