İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Toktamış Ve Timur’un Mücadelesi Zamanında Veba – İlnur Mirgayeev

Çeviri: Erhan Karaoğlan

Toktamış Han’ın siyasi kuvvetini artırması ve Altın Orda Devleti içerisindeki sıkıntılara son vermesi, devletin, uluslararası siyasette yeniden aktif bir rol oynamasında etkili olmuştur. Ancak bu dönemde Çağatay ve Hülegü uluslarının külleri üzerinde yeniden güçlü ve büyük bir devlet inşa eden Timur’un çıkarlarıyla Toktamış’ın politikaları çok çabuk bir şekilde kesişti. Toktamış’ın Timur ile mücadelesini konu edinen geniş bir literatür söz konusudur. Bu dönemde, Toktamış, Cuci Ulusu içerisinde yapmış olduğu askerî reformlara ve Timur’a karşı destek bulmuş olduğu müttefiklere rağmen, yine de Timur kadar güçlü değildi. Neticede gerçekleşen savaş, Orta Çağ’ın en büyük savaşı olarak hâtıralardan silinmedi. Bilim adamları tarafından yapılan bilimsel çalışmalarla Toktamış’ın yenilgisinin sebepleri ayrı ayrı ele alınarak incelenmiş ve o dönemde sıkça rastlanan salgınların yenilgideki faktörler arasında olduğu belirtilmiştir. Elde edilen epidemolojik verilere ve yayımlanan kaynaklara göre Altın Orda topraklarında dönemin en güçlü salgın hastalıklarından biri olan vebanın gerçekleştiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Fakat kaynaklardaki bilgilerin kıtlığı, araştırmacıların konuyu daha detaylı ele almalarına izin vermemektedir. Bununla birlikte, 14. yüzyılın ortalarında, Altın Orda topraklarında “kara ölüm” gibi periyodik olarak salgın hastalıkların kaynaklarının ortaya çıktığını rahatlıkla iddia edebiliriz. Hatta Cuci Ulusu’nun geniş topraklarında vebanın doğal kaynaklarının bulunduğunu ve başta Aşağı İtil olmak üzere ülkenin merkez bölgelerinin bu felaketin ana kurbanları olduklarını dile getirebiliriz. Yeni salgınlar da bu dönemde kalıcı olarak ortaya çıkmaya başlamış ve Timur ile Toktamış’ın mücadelesi sırasında yeniden yükselmiştir.

Cuci Ulusu’ndaki hızlı politik değişimler, günümüz araştırmacıları arasında büyük tartışmaları beraberinde getirmektedir. Vebanın kuvvetli yayılımının kronolojideki tutarsızlığı, ani ölümleri ya da bir yenilginin ardından gelen hızlı taht değişikliklerini açıklamada zorluklar çıkarmaktadır. Bu türden anormallikleri salgın hastalıklar ve diğer antropojenik olmayan faktörlerle incelemek gerekmektedir. Bundan dolayı, şüphesiz, yeni bilgilerin kullanımı ve ilgili disiplinlerin yardımıyla yeni bilgiler elde edilebilmektedir. Çağdaş disiplinler arası araştırmaların en popüler olanlarından biri tarihsel olarak geriye dönük iklimsel değişimleri ve bölgedeki insanlar üzerindeki güçlü salgın hastalık bulgularından ortaya çıkarılan verilerdir. Aslında tarihin beyaz lekeleri olarak nitelendirebileceğimiz bu sonuçlara dair Orta Çağ insanının bir tıbbî haritasının çıkarılması mümkün olabilir. Ancak tarihî olayların doğa ilimleri ile mukayeseli bir şekilde ele alınarak incelenmesi hususunda henüz yolun başındayız. Fakat hâlâ bu çalışma metodunda yolun başında olsak da, elde edilen verilerin bu disiplin çerçevesinde nasıl uygulanabileceğine dair bir anlayış bulunmamaktadır.

Doğa bilimlerinin yöntemlerini tarihsel araştırmalara konu etmenin en büyük tehlikelerinden biri bilim insanlarının çeşitli ihtilafları içerisinde barındıran hipotezler ortaya çıkarmasıdır. Bu tartışmaların önüne geçebilmek adına elde edilen verilerin en erken dönemlerdeki anlatısal kaynakları ile doğa bilimleri arasında ilişki kurmak gerekmektedir. Nihayetinde böyle çalışmalar, tarih ilminde ortaya çıkan metodolojik krizlerin en kısa sürede çözülmesinde yardımcı olacaktır. Bununla birlikte, uzmanların tarih ilmi bünyesinde doğa bilimlerine mukabil dogmatik yaklaşımları, elde edilen verilerin sansasyonel boyutlara ulaşmasına neden olabilmektedir.

Y. Krayze’nin araştırma grubunun makaleleri, benzer çalışmaların açıklayıcı örnekleri olabilir.3 Almanya, İngiltere ve Rusya (Bulgar)’nın belirtilen bölgelerinde bulunan mezar kalıntılarında Orta Çağ kara vebası ile ilgili ilk çalışmalar bu araştırmada yürütüldü. Konu ile ilgili bulguların eksikliğinde Rusya’nın dört bir tarafında bulunan mezar kalıntıları zengin malzemeler sunmaktadır. Bu kalıntıların araştırılması sonucu ortaya çıkarılacak laboratuvar tetkikleri sayesinde Altın Orda’da yayılan “Kara Ölüm” detaylı bir şekilde kanıtlanabilecektir. Aynı zamanda Batı Avrupa’nın ve Bulgar şehrinin mezarlarında elde edilen bulguların analizinden itibaren bütün sonuçlar elde edilmiştir, fakat bu araştırma ekibinin uzmanları tarafından Türkistan’da ve Batı Avrupa’da Orta Çağ veba salgını dalgasının ve vebanın 19. yüzyılın sonunda ve 20. yüzyılın başında Uzak Doğu’da birkaç ülkede yılına kadar Saray ve çevresi karantina bölgesi haline geldi. Timur’dan alınan yenilginin ardından muhtemelen vebadan kaynaklı olarak bu şehir için bir daha inşa faaliyetine girişilmedi. Kısaca diyebiliriz ki, veba Altın Orda’nın merkezî bölgelerindeki insanlara büyük sıkıntılar yaşattı.

Bilindiği üzere Timur ile Toktamış’ın arasındaki çekişme, ekonomik ve politik krizlerin şiddetlenmesine bağlı olarak gerçekleşmişti. Her zaman salgınlar ve veba, askerî seferlerle beraber geldi. Bununla birlikte mevcut salgından dolayı ciddi insan kaybı yaşanması tehlikesine rağmen iki taraf da kendi amacı için savaşmayı yeğledi. İşte Timur ve Toktamış’ın mücadeleleri de böyle bir akıbeti beraberinde getirdi. Anlatısal kaynaklardaki bilgilere dayanarak 1396 yılında Timur’un Altın Orda topraklarını aceleyle terk etmesi veba salgınıyla ilişkilendirildi. Timur’un faal olan ordusu Cuci Ulusu’nun topraklarında uzun bir süre hareketsiz olarak kaldı. Bu durum Altın Orda şehirlerinin yıkımı gibi belirli görevleri icra etmenin yanı sıra mücadele edilecek ve savaşılacak birinin olduğu anlamına gelmektedir. Aceleyle ayrılma ise hayatta kalma arzusuyla bağlantılıdır. Timur’a doğrudan meydan okuyabilecek ve tehdit edebilecek güçlü bir ordu yoktu. Bundan dolayı Timur’un ordusunun geri çekilmesine dair yeterli değerlendirmeler Ortaçağ kaynaklarında bulunmaktadır. Rus vakayinamelerinde “Tanrı’nın kızgınlığı, hayvanlarda ve insanlarda vebaya neden olmuştu.” denilerek, Timur’un Ordusu’nda ve iaşe için kullanılan hayvanlarda vebanın baş gösterdiği belirtilmiştir. Timur’un tarihçelerine göre ise ordusu zayıflamış ve ruhen bir düşüş yaşanmıştır. Bunun üzerine Timur, yeni bir emir vererek 1396 baharında ordusuyla elde ettiği ganimetler ve esirlerle Kafkaslar üzerinden İran’a gelmiştir. Savaştan sonra 1395 baharında Toktamış, Bulgar civarlarında ağaçlık bir bölgeye kaçmıştır. Daha sonra 1395 ve 1396 kışında Altın Orda topraklarında kıtlık başlamış ve vebanın kaynağı da ortaya çıkmıştır. Bu olumsuz durumlar 1398 yılına kadar devam etmiş ve bu yılın sonunda yavaş yavaş azalmaya başlamıştır. Fakat veba tamamen 1405 yılında bitmiştir. Açıkça, veba salgını Aşağı İtil Bölgesi’nde bulunan birçok şehri harap etti. Bölgede yaşayan ahali göç ederek farklı bölgelerde yerleşim yerleri kurdu. Dönemin tanıklarından olan İbn Arabşah, insanların topluca bölgeleri terk ettiğini, farklı bölgelerde yerleşimler kurduklarını, hatta bir kesimin de Bizans ve Rus topraklarına doğru ayrıldığını belirtmiştir.

Her şeyden önce kitlesel hastalıklar Altın Orda’nın içtimaî ve politik hayatını olumsuz tesir altında bırakmıştır. Altın Orda Devleti’nin sosyo-politik sistemindeki büyük yıkımların ve düşüşlerin artışına bakıldığında bu faktörün sistemi etkileyen belirleyici nedenler arasında olduğu görülmektedir.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir