Acaibü’l Mahlûkat’tan  – Adige Batur

Acaibü’l Mahlûkat’tan – Adige Batur

Güneşin özellikleri ve âlem için faydaları:1

Bil ki Hak Teâlâ,  Güneş’i ve Ay’ı âlemde bazı şeylere faydalı ve bazı şeylere zararlı eyledi. Zira hak Teâlâ bunları boşuna yaratmadı. Her birinin âlemdeki tesirlerini ve özelliklerini görebiliriz. Bunları inkâr etmek bir nankörlüktür, bundan dolayı biz de bazı ilginç hikâyeler anlatalım istedik. Günahı, rivayet edenin boynuna.

Anlatacaklarımız Allah’ın kudretine nispetle acayip değildir. Şu gerçektir ki güneş doğduğu zaman ağaçlar, yapraklar, otlar ve çiçeklerin hepsi yüzlerini güneşten tarafa çevirirler, ta ki güneş batıncaya kadar. Bunun nedeni bu varlıkların hayatının, güneşin ısısına bağlı olmasıdır ve nitekim Hak Teâlâ ıslaklığı suda yaratmıştır ve ısıyı Güneş’te.

Hikâye:

Derler ki, Batı tarafından bir canavar vardır, güneş doğduğu zaman yavrusunun güneşe çıkarır, yavru bir günde o kadar büyür ki annesi kadar olur. Güneş batınca anne canavar ölür fakat bu kez de yavrusu, hamile kalırdı. Hamile olan yavru ertesi gün doğurur ve güneş batınca O da ölürdü. Dünyadaki ömürleri yalnızca iki gündü.

Acayip: Mervan tarafında büyük bir canavar vardır. Denizden çıkıp güneşe bir an baksa sevinçten kendinden geçer. Güneş zeval vakti batmaya meylettiğinde gemiciler onunla oyunlar oynar. Güneş için can verir, asla güneşten ayrılmaz. Güneş batarken kendine gelir ve tekrar denize dalar.

Hikâye:

Derler ki Serendip’te yılanların çok olduğu bir çöl vardır, kervanlar ne zaman oradan geçse develerin ayaklarını çıngırak takarlar ki çıngırak sesinden yılanlar kaçsın. O çölde öyle ağaçlar vardır ki yılanlar, o ağacın etrafında bulunmaz. Yolcular, bu ağacın yanına oturduklarında yılanların fenalığından emin olurlar. Güneş doğunca o ağaç dallarını yere indirir ve toprağa uzatır. Gün batınca o dallar yavaş yavaş yukarıya kalkar, üzerinde atlı ya da yaya kim varsa onları da havaya kaldırır. Ancak gün doğduğunda tekrar yere inebilirler.

Acayip: Büyük İskender’e sordular, “Âlemde acayip ne gördün”. Dedi ki: “Doğuyu da batıyı da gezdim, Çin ve Maçin’de bir mağarada ağaçlar gördüm. Kokusu misk kokusuna benzer ve gün doğumundan güneş batmaya başlayana kadar topraktan çıkıp yükselirler, güneş batmaya doğru meyledince bu ağaç da toprağa girmeye başlar. Güneş battığında ise tamamen toprağın altına girmiş olur. Ertesi gün yine güneş doğarken topraktan çıkar.

Acayip: Hindistan da bir ağaç vardır ki ona Lakrankis denir. Meyvesi üzüm gibidir. Ağacın doğu tarafına bakan meyveler tatlı ve faydalı, batı tarafındakiler ise acı ve zehirlidir.

Acayip: Batı tarafında bir dağ vardır ki güneş doğunca kapkara görünür. Güneş battığında ise yüz binlerce etkileyici görüntü ortaya çıkar. Güneş doğup o suretler kaybolana kadar herkes görür.

Acayip: Türkistan ve Keşmir taraflarında iki dağ vardır, birinin üzerinde bir heykel2 vardır ki onun adı Ak Put’tur. Diğer dağda da bir heykel vardır ve onun adı da Kızıl Put’tur. Ne zaman güneş batsa bu iki heykel ağlar ve güneş doğunca da gülerler. Gerçi garip bir hikâyedir doğruluğu da şüphelidir lakin Allahu Teâlâ’nın kudretine nispetle acayip değildir. Zira güneşten kaynaklanan birçok acayiplikler (olağanüstü şeyler) görürüz. Güneşin faydası, zararı, ısısı, aydınlığı ve başka birçok şey gibi. Bilgi vermek babında Güneş’in bu özelliklerinden bahsetmek isteriz:

Güneş’in sureti: Bil ki, Güneş hakkında şunu derler, onun binlerce dalı vardır. Sağdan soldan altından üstünden nice dallar (ışınlar) çıkar. Derler ki bizim gördüğümüz kısım güneşin ardıdır, diğer yüzü, yani ön tarafı başka bir âleme bakar. Bazıları da şöyle demiştir: “Eş-şemsu memlüvvün mine’n-nari” yani güneş, bir yıldızdır ki içi ateşle doludur. Şimdi bunu derler amma ya tahmin ile söylerler ya da ihtimal üzere. Zira hiç kimse güneşe varamamıştır ki haber getirsin.

Kelam-ı Mecid’e (Kur’an-ı Kerim) bakıldığında ise İdris Peygamber Aleyhisselam’ın halinden haber verir. Allahu Teâlâ onun hakkında şöyle diyor: “Biz, İdris’i yüksek bir yere eriştirdik.” O, Melekler âleminde ve göğün katlarında dolaştı,  yıldızları gördü ve bunların bazılarını haber verdi. İdris’in göğe yükselmesinin sebebi şuydu: Bir gün sıcak havada güneşin altında yürürken, sıcaktan rahatsız oldu. Dedi ki: “İlahi, ben öğrendim ki doğudan batıya kadar Güneş’le görevli bir Melek varmış. Sen, o Melek’in işini kolaylaştırır.”

Hak Teâlâ duasını kabul etti. Sonra o Melek dedi ki: “İlahi, bu gün işim kolaylaştı, sebebi nedir? Hak Teâlâ şöyle cevap verdi: “İdris Aleyhisselam, senin hakkında dua etti, onun için işin kolaylaştı.” Melek, “ilahi bana destur ver Ben İdris’i gidip göreyim.” dedi.

Hak Teâlâ izin verince melek İdris Peygamber’in yanına gelip “Benden ne isteğin varsa dile.” dedi. İdris Peygamber “Güneşin cismini görmek isterim.” deyince onu alıp Güneş’in katına getirdi, İdris Peygamber, Güneş’in nasıl olduğunu gördü.

Bu esnada Ölüm Meleği’ne emir geldi: “İdris’in canını al.” Ölüm meleği derhal İdris Peygamber’in canını aldı. Güneşle görevli Melek dedi ki: “Ey Ölüm Meleği, İdris bizim misafirimizdi, neden onun canını aldın.” Ölüm Meleği, şöyle cevap verdi:” Hak Teâlâ âlemin başlangıcında emir verilmişti; İdris’in canlı falan yerde falan zamanda Güneş’in katına geldiğinde al.  Bugün burada onu görünce şaşırdım, ne zamandır onun dördüncü feleğe (göğün dördüncü katına) gelmesini bekliyordum. Şimdi burada görünce canını aldım. Bu defa Melek, Hak Teâlâ’ya şöyle seslendi: “İlahi, ben İdris Peygamber’den iyilik gördüm, beni ona karşı mahcup etme.” Bunun üzerine Hak Teâlâ, İdris Peygamber’i diriltip dedi ki: “Ölüm şerbetini tattın artık ölemezsin dünyaya da dönemezsin.” İşte bu nedenle İdris Peygamber, hala oradadır (göğün dördüncü katında).

Derler ki, İdris Peygamber göğe çıkmadan önce Hak Teâlâ ona yıldız ilmini öğretmişti. İki yüz bin öğrencisi vardı ki onlar felek ve yıldızların ilmini ondan öğrendiler ve rivayet ettiler.

Hikâye:

Derler ki, İdris Peygamber, oğlu ve bir öğrencisiyle birlikte deniz kenarında oturuyordu. Yanlarından bir çocuk geçti. Kendi aralarında dediler ki “Bu çocuğun akıbeti (sonu) nasıl olacak?” Öğrencisi, “Yüksek bir yerden düşüp ölecek.” Dedi. İdris Peygamber’in oğlu “Bir yılan ısırdığı için ölecek.” dedi. İdris Peygamber ise şöyle dedi: “Hem yüksek bir yerden düşecek hem yılan saracak hem de suda boğulacak, vefatı da bugün olacak.”

Durup beklediler. Çocuk, deniz kenarına doğru yürüdü, bir ağaca çıktı. Orada bir kuş yuvası gördü ve yuvaya elini soktu. Yuvada bir yılan vardı. Yılan elini sokunca çocuk elini çekmeye çalıştı ve bu esnada ağaçtan denize düşüp öldü. Üçüncünde sözü doğru çıktı lakin İdris Peygamberin söylediği kesin şekilde gerçekleşti.

Tüm bu sözlerden maksadımız şudur ki yıldız ilmi İdris Peygamber zamanındaydı ve onunla birlikte de kaybolup gitti.

(Günümüz Türkçesine Aktaran: Adige Batur)

—————————————————————————————

1- Bu bölüm Rükneddin Ahmed’in Acâibü’l Mahlûkat adlı eserinden alınmıştır.

2- Bamyan vadisinde bulunan sarp kayalıklara oyularak yapılmış devasa iki adet heykeldir. 2001 yılında Taliban rejimi döneminde yıkıldı. bkz. https://tr.wikipedia.org/wiki/Bamyan_Buda_heykelleri

Adige Batur

Adige Batur

Yazar - Egitimci at Fakirane.org
Seksen doğumlu... Kökleri şairi bol bir memlekete dayansa da Gazi şehirde dünyaya geldi... Yaşından büyük gösterdiği konusunda yaşıtları hemfikir.
Edebiyat eğitimini üniversitenin dersliklerinden çok, kütüphanesinde vakit harcayarak geçirdi. Parlak bir öğrenci değildi.
İstanbul'a ilk gittiğinde nişanlandı, ikinci gittiğinde evlendi... Bir kızı bir oğlu var.
Öğretmen oldu. Özel eğitim kurumlarında çalıştı, çalışıyor...
Hüsn-ü Hat talebesi...
Hikayeye merak sarmış olsa da şiir, her zaman başucunda. Yazabildiğine seviniyor, "Yazdıran" a şükrediyor...
Adige Batur

Latest posts by Adige Batur (see all)

About author

Adige Batur

Seksen doğumlu... Kökleri şairi bol bir memlekete dayansa da Gazi şehirde dünyaya geldi... Yaşından büyük gösterdiği konusunda yaşıtları hemfikir. Edebiyat eğitimini üniversitenin dersliklerinden çok, kütüphanesinde vakit harcayarak geçirdi. Parlak bir öğrenci değildi. İstanbul'a ilk gittiğinde nişanlandı, ikinci gittiğinde evlendi... Bir kızı bir oğlu var. Öğretmen oldu. Özel eğitim kurumlarında çalıştı, çalışıyor... Hüsn-ü Hat talebesi... Hikayeye merak sarmış olsa da şiir, her zaman başucunda. Yazabildiğine seviniyor, "Yazdıran" a şükrediyor...

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Arşiv