Ben anladım hocam. Şair âşık

Bir daha bir “Mezuniyet Yazısı” yazmam sanırdım. Ne yanılgı oysa. Değil mi ki: Bunlar da gidiyorlar.

Son bir kare şimdi. Bu kez oturan onlar ben ayakta duruyorum. Ben fotoğraf çekiyorum onlar poz vermiyorlar. Bahçenin alçak duvarı üzerine yığılmışlar. Yüzlerinde anlamı bile kestirilemeyen keder. Omuzlarında yükün ilk ağırlığına açık bir hava boşluğu. Bunlar da gidiyorlar.

Dört yıl önceki kendileriyle bugünkü kendileri arasında, sınav listelerinde birer isimden çok daha fazlasıydılar. O kemiyette kimi gözümün önünde gelişti serpildi kimi eriyip gitti, gayret ettimse de elimden bir şey gelmedi. Kimi benim dersime gelmeyip de ne yaptığına içerlediğim. Kimi gül zamanı vurup da derslere niye geldiğine hayret ettiğim. Kimi devamsızlığın tadını yeni almış, kimi hiç mecburiyeti yokken ders atlamamış. Kimi adını zikrettiğim yaprağın izini sürdü, kiminin, dört soru sorduğum sınavda bahtına hesapta hiç olmayan beşinci bir soru düştü. Kimi hiç sormadığım bir soruyu cevapladı kimi de fotokopi soru kâğıtları arasında orijinal nüsha ile karşılaştığını anlayacak kadar uyanıktı.

Şu fani dünya yaşamından bir resim seç kendine kendinden deseler. Seçeceğim resim besbelli. Adını bildiğim bir ağacın dibinde kör bir sokak köpeğinin gözlerini sıvazlarken ben, onda da kimi yanımda refakatçi kimi sessiz takipçiydi. Hepsinin bir cümlesi var bu defterde. Ama hesap bu defa sıraların üzerinden çok kürsünün arkasında. Dört yıl önceki halleriyle bugünkü halleri arasında ben ne kadar yol almışım? (Cevap almak için sorulmadı bu soru. Cevabı içinde zahir. Noktası parantezin dışında. İstifham).

Bu istifhamda kendimden bıktığım, yıldığım, yorulduğum zamanlarda. Daha zaman kalmadı sandığım zamanlarda. Gözlerimdeki endişeyi de sararan çehremin rengini de günbegün izlediler. Kimi teselli ettiler kimi aldırma gönül dediler. Taşıyamam zannettiğim çok şeyi onların sırtında taşıdım. Bu da geçer, derken bile, geçer de iz bırakır, farkındaydılar elbet ama şu satırları da onlar yazdılar: Tolstoy ve Dostoyevski kahramanları bir Jean Valjean gibi merhamet olgusu ile kendi özünü ‘hatırlayabilecek’ potansiyele sahip değillerdi. Onlar anlık duyumsamanın ötesinde sürece yayılan ‘kavrayış’ unsurunun izindeydiler. Bu denli sarsıcı bir kavrayış ise ancak hem psikolojik hem de bedensel bir ‘acı’ ile mümkün olabilirdi. Bedenlerinden ruhlarına süzülen bir acı… Tam not tamam, ama ah Fatih! Ben bu işi çözemedim. Sen bakma benim cevap anahtarıma.

Bir filmi izlemekle onun içinden çıka gelmek arasındaki farkı, insanın bazen hayattayken bile bir ölü gibi düşünülebileceğini, Tolstoy’un Savaş ve Barış’ı tesadüfen yazmadığını biliyordum gerçi ama hayatımın bir parçası zannettiğim şeyin aslî parça olduğunu hakkelyakin onlardan öğrendim. Ben ki “Çocuklar nasıl?” diye sorulduğunda, “Hangi çocuklar? Benimkiler mi öğrencilerim mi?” diye cevap vermişim. Hepsi her haliyle muteberim. Öğrencilerim olmasa. Yıkılır giderdim.

Her yıl bir “Mezuniyet Yazısı” yazmayı alışkanlık haline getirdiğim söylenebilir belki. Başka türlüsü mümkün değil, mazur görün lütfen. Üstelik şu sevimli hikâye olmasa da bu yazıyı yazacaktım. Ama tebessüm olsun, onunla bitireyim:

“Sen de o gemidesin” telmihli onca “mumdan gemi ateş denizi üzerinde” yüzerken, bu kez taş ırmağına camdan gemiler düşerken final kâğıtlarını okuyorum. Orhan Veli’nin Anlatamıyorum’unu vermişim, düğümü, gelip malûm dizeler üzerine dizmişim: Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel/ Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu/ Bu derde düşmeden önce. Ve sormuşum: “Şair, şarkıların bu kadar güzel kelimelerinse kifayetsiz olduğunu neden daha evvel değil de şimdi fark etmektedir?” Hayret! Sınıfın onca parıltılı öğrencisi teknik meseleler üzerinde oyalanıp asıl cevabı şaşarken, tekrarın tekrarlısı bir kâğıda takılıyor gözlerim. Bir şeyler karaladıktan sonra cevabı bir çırpıda veriyor bizimki:

“Her ne kadar şair ‘Anlatamıyorum’ dese de ben anladım hocam. Şair âşık”.

Yâ Rabbi! Böyle kâğıtları okudukça ben daha nasıl eskirim? Enes, sen çok yaşa e mi!

Fakirane

Fakirane

Fakirane... Herkes için değil, meraklısına
Fakirane

Latest posts by Fakirane (see all)

About author

Fakirane

Fakirane... Herkes için değil, meraklısına

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Arşiv