Benim Annem Bir Karanfil – Abdülkadir Üstündağ

Benim Annem Bir Karanfil – Abdülkadir Üstündağ

Elindeki sigarasını aralıksız, derin nefeslerle içine çekiyor ve henüz elindeki sigara bitmeden diğer sigarasını yakıyordu. Üstündeki biçimsiz ve ütüsüz giysiler çok uzaklardan bile fark etmek mümkündü. Dışarıda şubat ayının hakkını veren bir yağmur yağıyordu. Fazıl bir köşede erketeye yatarak arkadaşı gelene kadar yağmurdan en az şekilde ıslanmanın yolunu bulmuştu. Yağmurda ıslanmayı çok sevmesine rağmen elindeki çok değerli kitaplar ıslanmaması için böyle bir çaba içerisine girmişti. Fazıl etrafında yağmurdan kaçan insanları görünce dönüp yüzlerine  afilli bir küfür patlatmak istedi ama kendisinin kitaplar için de olsa yağmurdan saklandığını fark edince hemen vazgeçti. İçinden gecen: ” Ey! Ahali yağmurdan kaçmayın, yağmurlar bir şehrin namusudur.” cümlesini herkese haykırmak istedi ama bundan da çabucak vazgeçti. Çevresinde hemen karar verip, verdiği kararlardan çabucak vazgeçmesi ile meşhur birisiydi. Kendisini arafta bırakan düşüncelerle boğulmak üzereyken arkadaşının arabasının korna sesiyle kendine geldi. Elindeki kitaplar zarar görmesin diye hızlıca arabaya doğru koşarak içeri girdi. İçeri girer girmez zihnindeki arafta kalan düşünceleri arka koltuğa bırakıp, onları yerinden kalmamaları için tembihledikten sonra gidecekleri mekana doğru yola koyuldular. Arabanın radyosunda Feyruz’un ” Li Beyrut” şarkısı çalıyordu. Her ikisi de şarkının etkisiyle kendisini Beyrut’un bir sahil kasabasının mistik bir kıraathanesinde Akdeniz’e karşı Nizar Kabbani’nin ” Biricik Beyrut” şiirini okurken hayal ediyordu. Gaziantep’in normal olan trafiğinin anormal olan sürücüleri sayesinde felce dönmesi o an için ikisinin umurunda bile değildi. Fatih irkilmiş bir halde sağında oturan Fazıl’a seslenerek:

-Sesi duydum mu? Sanırım arabanın camına bir cisim geldi. İstersen arabayı kenara çekip bakalım.

-Korkma! Arabanın camına çarpan benim arafta  kalan düşüncelerimden biriydi. Durmamıza gerek yok.

Fatih, Fazıl’ın yaptığı açıklamayı hiç yadırgamadan rutin bir durum gibi davranarak arabanın hızını kesmeden yoluna devam etti. Yağmur durunca konuşmayı da bıraktılar. Yağmur tekrar başlayınca Fatih, kadim şehirlerden konuyu açtı. Isfahan, Tebriz, Saraybosna, Beyrut ve Halep üzerine uzunca onlara olan hayranlıklarını karşılıklı olarak dile getirdiler. Konu Halep’e gelince Fazıl konuyla ilgili bir üzüntüsünü dile getirdi. Gaziantep kalesinin hem yapıldığı tepe hem de mimari itibariyle ikiz kardeşi sayılan Halep kalesinin savaş nedeniyle yıkılışından dolayı günlerce ağladığını anlattı. Halep kalesinin durumunu anlatırken tekrardan hüzünlenen Fazıl, hızını alamayarak Fatih’e günümüzdeki insanlarla ilgili serzenişte bulunmaya başlar:

-Aynı çağı paylaştığım insanların içinde bulundukları durumu ne kadar da anlamaya çabalasam da biraz dahi olsun anlam veremiyorum bu aptalca tutumlarına. Cebimize bırakılan isyanlarla yaşıyoruz ve dışarıdaki sistemin tüm çabası görmemek üzerine kurulmuş bir tragedyanın absürt karakterlerini oynatmaya zorluyor bizleri. Tanrı yaratmakta üstümüze yok. İnsanların bu sistemin içinde bulundukları için kendilerini sorgulamak yerine bu durumdan zevk almaları ve içine daha da çok girmek istemeleri beni çıldırtıyor.

-Çok haklısın kardeşim.

Fazıl’ın sistem ve çevresindeki insanlar hakkında bu derece isyan noktasına gelmesinin arka planında, iki gün önce işyerinde yaşadığı talihsiz durumdan dolayı istifa etmek zorunda kalması geliyordu. Fazıl o gün işyerinde elindeki dosyaları imzalatmak için müdürün odasına çıkmış ve yoğun iş temposundan dolayı müdürün masasının üstü ana-baba gününe dönmüştü. Bu durumu fark eden Fazıl hem müdürün biraz olsun yorgunluğunu almak hem de ince bir latife olsun diye Edip Cansever’in ” Masada Masaymış Ha” şiirine göndermede bulunarak bir espri yapmak istedi. İşler her zaman ki gibi yine Fazıl’ın istediği gibi gitmedi. Hayatı boyunca ne Edip Cansever adında bir şair ne de böyle bir şiir duyan müdür,  bu durumu disiplinsizlik ve hakaret kabul edip ve Fazıl’a hakaret etmeye kalkmıştı. Fazıl mizacı ve karakteri itibari ile hakaretlere dayanamayarak eline aldığı boş bir kağıdı masaya sert şekilde koyup, kağıda sadece tarih ve imza atarak; ” gerisini siz doldurursunuz” diyerek odadan çıkmıştı. Merdivenlerden hiddetle inerken kendi kendine homurdanarak: ” Neden işyeri sahipleri müdür seçerken şiirden anlıyor musun diye sormaz ki! Hiç şiirden anlamayandan müdür mü olurmuş!” diyerek evin yolunu tutmuştu.

Uzunca yolculuktan sonra mekâna gelmişlerdir. Kıraathaneye onlardan önce gelen Hasan ve hoca masaya oturmuş hararetli hararetli konuşuyorlardı. Fazıl, Fatih’e hoca ile Hasan’ı işaret ederek:” seninle bahse girerim kesin şiir konuşuyorlar, baksana ne kadar iştahla birbirleriyle konuşuyorlar” diyerek içeri girdiler. Masaya çaylar gelir gelmez Hasan sohbeti Fazıl’ ın iki gün önce kovulmasına getirerek, uzun bir süre masadakiler Fazıl’a takıldılar. Daha sonra kısa bir süre de olsa herkes önündeki kitaba dalarak hiç konuşmadı. Bunu fırsat bilen Fazıl, önce masayı üç defa tıklattı, sonra hocaya getirdiği kitapları koydu, ardından çok güzel bir karanfil bıraktı ve en sonunda yerde dünden kalan bir selamı alıp masaya koyduktan sonra konuşmaya başladı:

-Sizlere bugün annenin mezarını ziyaretin sırasında yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum. Lütfen dalga geçmeyin! Annenin mezarının başında dua ediyordum. İçimden ” keşke anneler ölümsüz olsa hep yanımızda olsa” diye geçirirken biranda uzakta annemi gördüm. Önce çok korktum bildiğim tüm duaları okunmaya başladım. Bana doğru yürüdükçe değişiyordu. Biraz yaklaştıkça İsmet Özel’in “Taşları Yemek Yasak” kitabına dönüştü ve bana doğru gelmeye başladı. Korkudan tüm dualar birbirine karıştı. Biraz geçtikten sonra çingene bir kıza dönüştü ve iyice bana yaklaştı. Yerimden kalkıp çingene kıza dokunacakken kız biranda karanfil olup mezarın üzerine düştü. Hocam bir anne karanfile dönüşüp çocuğunun ceketinin en afilli yerinde çocuğuna ben geri kalan ömründe hep seninleyim demek için gelir mi? Yoksa ben yine halüsinasyon mu gördüm?

-Vallahi Fazıl anne bu, hikmetinden sual olunmaz!

About author

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Arşiv