Biz Aşkı Yanlış Filmlerden Öğrendik – Bülent Özdaman

Biz Aşkı Yanlış Filmlerden Öğrendik – Bülent Özdaman

”Âşık oldur kim cânın feda kılar cânânına
Meyl-i cânân etmesin her kim kıymaz cânına
Cânını cânâna vermektir kemali aşkın
Vermeyen cân itiraf etmek gerek noksânına”

Bilâhare aşk, âşık ve mâşuk hakkında şiirsel bazı ifadeler:

Aşk, âşık ile mâşuk arasında görünmez bağlar inşa eder. Mesafe ne kadar uzak olursa olsun âşığın acıyan bir yanının mâşukta yankı bulması hâli. Bir taraf ipi bir ucundan çekiştirince, dünyanın öteki ucunda dahi olsa öteki tarafın hissetmesi bundan!

Aşk, arafta asılı kalma hâli. Birlikteliğin sonsuz bir uçma ve düşme ikileminde ancak mümkün olabildiği bir uçurum kenarı bu araf! Derilmek için âşık gönlü gereken çiçeklerin yaşayabildiği engin bir uçurum kenarı.

Aşk, bitimsiz bir bekleme hâli. Bekleyen ile beklenenin ilişkisinde, bekleyenin bir süre sonra bekleneni değil bekleme hâlini sevmeye başladığı bir eşik atlanıyor. Mecnun’un Leyla’yı tanımadığı an, aşk eşiğinin bir üst kademeye atlaması anlamına geliyor. Artık âşık olunan değil aşkın kendisi ve hakiki olanın tecellisi söz konusudur. Maske çözülmüş, gerçek Mâşuk kendini göstermiştir.

Aşk, bir körlük hâli. Gönüllü olarak maşuktan başka herkese kör olma durumu. Aynaların mâşuku yansıtanları hariç hepsini kırmak, ancak bu körlükle mümkün olabiliyor.

Aşk, bir delilik hâli. Aklın bağlarını çözüp, kalbin bağlarını inşa etme eylemi. Aklın görmeyi beceremedikleri, bu şekilde görünür hâle gelebiliyor ancak. Aklın kontrolündeki hafıza bütün yansıları görüp, asıl yansımayı görmekten aciz; ama delilik, hafızanın bağlarını çözüp, tüm yansıları iptal ederek asıl yansımaya hazır hâle getiriyor onu.

Aşk, hayatın tüm mevsimlerine, renklerine, koku ve seslerine açılma hâli. Karın beyazı, yağmurun grisi, baharın rengârenk çiçekleri, yazın sarısı aşığın gözünde hep aynı. Hepsinin farklılığının hakikatin potasında eritilmesi ve birleştirilerek aşk şarabı hâline gelmesi ancak âşık gözüyle mümkün. Âşık, tabiatın yansıttığı tüm güzelliği tek başına yüreğinde taşıyabilendir çünkü büyük bir yüke gebe. O yüzden yalınayak yollara düşmüş.

Aşk, âşığın, ‘ben’ derken bile ‘sen’den bahsetmesi hâli. ‘Sen’ kelimesinden başka her kelimeyi unuttuğu için, sessizlik âşığın tek azığı. Aşk, hayatın şiir hâli.

”Kalbim hiç bu kadar kırmızı olmamıştı!” ( Kutup Çizgisi Âşıkları-1998/Julıo Medem)

Aşk bir yönüyle ‘iman’ gibidir. İman gerektirir, çünkü hiçbir kalıba gelmez, hiçbir kalıpta aklileştirilemez. Kendisine iman edilmeyince dağılır, çözülür, anlamsızlaşır, kaybolur gider. Aşk, onu oluşturan tevafukların sürekliliğine iman etmek demektir. Kutup çizgisinde hiç olmayacak duaya âmin diyebilmektir! O duayı tertemiz ve kıpkırmızı bir kalple edebilen, o duanın gerçekleşeceğine iman eder. Âşıktır çünkü!

Aşk, kalbin hiç o kadar kırmızı olamadığı bir insanlık hâlidir. İnsanda başlayıp Allah’ta sonlanan ve sonra form değiştirmiş hâliyle tekrar insana dönecek olan büyük bir hediyenin işaretidir bu kıpkırmızı kalpler!

Aşk, hayatın sonsuz derinlikteki katmanlarının farkına varmak için çıkılan büyük bir yolculuktur. Rasyonelliğin sığlaştırıp yüzeylere hapsettiği hayatın derinine doğru, bitmek tükenmek bilmez bir kazıya niyet etmektir. Tevafukları Yaratan, kazdıkça hakikat ışığını görebileceği güzellikleri de sunar âşığa.

Aşk, teslimiyet ile çabanın çocuğudur!

” Aşk insanın hallerinden bir hâldir ve bu dünyaya gelişindeki o saf, yalın hâline doğru bir sıçrama imkânıdır. İnsanın yaşamında üç şey habersiz gelir: Doğum, ölüm ve aşk! Nasıl doğumla yeni bir âleme geliyorsak, ölümle de yepyeni bir âlemin kapısını aralıyoruz. İşte bu iki sessiz belirsizliğin arasında, insanı kayıtlı ve sınırlı olduğu yatay düzlemden aşkın olana doğru yükselten bir imkândır aşk. Aşk, tüm bağları yıkarak kendi bağlarını kurar. Acısı süreklidir, paylaşılamaz ve sürekli çoğaltır kendini. Aşk sırlardan bir sırdır, belki ‘Sırların Sırrı’ndan bir haberdir. ‘Al Aşkını ver Beni’ diyen, Sevgili karşısında, aşk uğruna kendi kişisel algısını sildiği için pişmandır ve ‘ben’ini geri istemektedir. Oysa aşktan önceki ben’in yerinde artık yeller esmektedir. Aşkla birlikte o ben gitmiş yerine yepyeni bir benlik gelmiştir.” 

– Sadık Yalsızuçanlar / Al Aşkını Ver Beni
Şairin dediği gibi: ‘Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa?’

Aşk, filmlerden öğrenilecek bir şey mi? Bence değil, ama bazı filmler var ki; onlar, aşkı ruhumuza, zihnimize ve kalbimize çok fena bir şekilde yanlış işledi. Bu yüzden yakın dostum Ahmet Kaynar’a katılıyorum. Evet, biz aşkı yanlış filmlerden öğrendik. Bu yüzden yeniden ruhumuzun tamir edilmesi, göz terbiyemizin düzeltilmesi ve gözümüzün evvelden sahip olduğu o hassas âyârına kavuşması gerek.

Diyebilirsiniz ki:
‘Zaten çoğunlukla filmler ruhumuzu tahrip etti, filmler tekrar  ruhumuzu nasıl tamir edecekler ?’

Ben de derim ki: ‘Haklısın sayın okur lakin; filmlerin iyileştirici, sakinleştirici, tamir edici, efsunlu bir yanı da var. Eğer doğru filmi izlersek; derdimize deva bulabiliriz, hiç olmazsa yanlış filmlerin tahrip ediciliğinden kurtulmuş oluruz, vesselam.’

Siz, hayatınızda anlamadığınız bir dilde, altyazısı ve dublajı olmayan bir film izlediniz mi?
Ben izledim…
Hem de ruhum titreyerek, genzim sızlayarak.
Aşkın o ‘aşkın’ halini iliklerime kadar hissettim.
Şiirsel aşka dair keşfettiğim en son filmi önermek istiyorum sizlere.
Heiran, 2009 İran yapımı bir film.
Yönetmeni, Shalizeh Arefpoor.  Göze çarpan, tanındık oyuncusu: Baran Kosari.
Hele izleyin de ‘kalbiniz genişlesin’ ya da başka bir deyişle ‘kalbiniz kırmızılaşsın’ diyorum.

***

Film, sorularla ve sorgulamalarla başlıyor:

‘‘Hepsi yabancılar…Hiç bir yüz tanıdık değil…Neden masallarda hep biri kayboluyor ve diğeri… Allah’ım ben bu masalın neresindeyim başında mı, ortasında mı, sonunda mı?’’

Daha sonra dedesiyle Mahi’nin konuşmalarına şahit oluruz:

‘- Neyin var canım neden uyumuyorsun?
– Bilmiyorum, kalbimde bir şeyler oluyor.
– Hastalık olmasın.
– Ne?
– Dikkat et.
– Bu baska hastalıklara benzemez, bitkisel ilaçlarla iyileşmez.’

Geleneksel Japon şiir sanatı olan Haiku’larda özetle şöyle bir tavır vardır:
‘Söz söylemeli kendini ve sonra çekip gitmeli.’ Evet, Heiran filminde de bu ve buna benzer tavırları görürüz diyaloglarda. Bu sözlerle daha en baştan uyarılırız, aşk öyle bir hastalık ki; öyle hafife almayın, karnınız, kalbiniz ve ruhunuz ağırır ve buna kolay kolay da deva bulamazsınız. Ki; filmde Mahi ve Heiran’ın aşkı da böyle bir aşk.

***

Mahi’nin Heiran’a olan aşkı aynı zamanda nimet gibi bir aşk. Evde anne ve babasından gizlice,gece kalkar ve Heiran’a ekmek pişirir. Ekmeğin üzerine de  ‘Heiran ve Mahi’ yazar. Dedesini ikna eder ve bu ekmeği Heiran’ın çalıştığı yere götürür ve ona yedirir. Allah’ın nimetinin üzerine sevdiğinin de adını yazarak hediye etmek, hürmete layık saf ve şiirsel bir tavır.
Bu sahneleri izleyince şairin şu dizelerini anmadan geçemeyiz:
‘belki dilimi çözer,aşkımı başlatırım
aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine
adımı aşkın üstüne kendim yazarım.’

***

– Söz ver saçlarını hiç kesmeyeceksin.
– Söz.
– Söz ver beni hiç bırakmayacaksın.
– Söz.

Sonra her aşkta olduğu gibi bir yemin, bir söze tanık oluruz.Aşkların kaderi midir bu durum ? Neden her aşkta yeminler çiğnenir ve sözler tutulmaz ? Evet, bu aşıkların kastıyla olmaz, şartlar onları buna zorlar ama yine de gerçek şu ki; yeminler çiğnenir ve sözler tutulmaz. ‘Allah insanı iddiasından vurur.’ der bir başka şair.  Her aşk  büyük  iddialarla doğar.  Zannımca  hayatımızda öyle ya da böyle bu yüzden o büyük iddiamızdan vurgun yeriz sürekli.

***

Mahi ve Heiran fakirhanelerinde bozuk olan televizyonlarından film izleyeceklerdir hem de  komşudan ödünç aldıkları makina ile. O sırada komşunun çocuğu gelir ve makinayı ister, amcam geldi, karete filmi izleyeceğiz, diyerek. Hayata emanet tutunan bu iki aşık yutkunarak makinayı verirler, Mahi film için kavurduğu fıstığı da komşu çocuğa verir ve genzimizi sızlatır…

***

Film boyunca defalarca yutkunuruz böyle. Acıya, hüzne, şiirsel aşka, fedakârlığa ve hiç unutamadığımız ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ filminden aşina olduğumuz ciğerimizi solduran bakışlara tanık oluruz. Başlangıçta belirttiğim gibi; ‘Haiku’ şiirleri gibi ben de film hakkında fazla bir şey demeden sözümü söyleyeyim ve gideyim:

– Allah aşkına.
– Sen gidiyorsun.
– Tozlar içinde kayboluyorsun.
– Ben sözümden çıkmadım.
– Sen de sözünden çıkma.
– Bu defa öyle döndün ki sonsuza kadar  birlikte olacağız.
– Şimdi  ne zaman yağmur yağsa çiçekli baş örtümü örtüyorum.
– Kırmızı yeleğim ve benim için getirdiğin çiçekler.
– Bisikletinin üzerine oturuyorum, senin yanında ben geliyorum o eski günlere.’

 

Bülent Özdaman

(izdiham.com‘dan)

Fakirane

Fakirane

Fakirane... Herkes için değil, meraklısına
Fakirane

Latest posts by Fakirane (see all)

Tagged with:

About author

Fakirane

Fakirane... Herkes için değil, meraklısına

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Arşiv