Filibeli Ahmet Hilmi Efendi

27765Fadime Türkölmez –Dünya Bizim

Şehbender’in oğlu yolara düşenlerden, yakın geçmişimizin ve göç yollarının tozunu yutanlardan. O ve onun gibi nice göç ehli, bu

tozlardan olsa gerek İstanbul’a varır varmaz kitap sayfalarında arınırlar. Bir satır, bir sayfa derken bir kitap ve onlar susar kitaplar konuşur. Geriye parantez içinde iki tarih, ortada bir kısa çizgi ve bir adam daha geçti; yaşadı, sayfaları kaldı denir.

İlk Filibe müftüsünden ne öğrendi hayata dair ya da gerçekten Galatasaray Sultanisi’ni bitirdi mi bilemiyoruz. Bilinen Arapça, Fransızca

ve Farsçayı çok iyi bildiği; tıpkı düşünüp akletmede, yaşamada ve hissetmede olduğu gibi. Gençlik, hani delikanlılık dedikleri, Beyrut’taki memuriyetten onu Jön Türklerin peşine Mısır’a götürür. Heyecanlıdır, bir şeyler ters giderken içi içine sığamıyordur. Çaylak olsa da hicvin denemesini yapar. Mısır’da çıkarttığı Çaylakilk adım, ilk sözdür.

Eski dost düşman olur

1900’lerin başında İstanbul’a gelir; lakin “taa Fizan’a yol var” derler. Gider. Kimine göre sırtından vurulur, kimine göre resmi bir görevdir bu. Öyle ya da böyle Osmanlı’nın sürgün ucu, Filibeli’ye yüksek tahsil imkanı olur adeta. Öyle ki solucan yahnisinden çıkan palamut kokusu felsefi bir sohbetin merkezi olur. Sonuç ortadadır, palamut kokusu Mısır’da olunca 5 paralık solucan “hakikat nisbî imiş”

dedirtir.  Halkın çok zor şartlarda yaşaması, açlık ve sefalet onun pek bilinmeyen yanını ortaya çıkarır.

“Aç kalmaya mahkum imiş doğrular / Bu dünyanın sahibi imiş doğrular”

Uzun uzun düşünür, okur ve bildiği diller sayesinde hem Arap hem Batı dünyasına ait eserleri inceler. Fizan aynı zamanda ileride vereceği eserlerde temelde yer alan tasavvuf anlayışı için de başlangıç olur. Arûsî tarikatına intisap eder.

27764İstanbul, sürgün ve İstanbul

Sürgün bir kez bulaştı mı bırakmıyor insanın yakasını. Filibeli Ahmed Hilmi de II. Meşrutiyet’le İstanbul’a gelse de yola çıktığı arkadaşlarının yol değişimi ile tek kalır. Ardı ardına gazete, dergi çalışmalarına girer. Her seferinde kapansa da gazeteleri, yılmaz. Bu milletin tek bir çatı altında toplanabilmesinin yolunun İslam olduğu bilinci ile kararlı adımlar atar.Coşkun Kalender ve Hikmet onun bir açılıp bir kapanan en uzun soluklu arkadaşlarıdır. “Eski dostları” bir kez daha devreye girip onu önce Kastamonu, ardından Bursa’ya gönderirler. On ay yazıya ara verir. Ama Darülfünun’da felsefe öğretmenliği yapan bir zat için her şey bir yakınlaşma her şey bir arayıştır. On ay, yeni planlar, yeni düşüncelerdir.

Tüm nefisler Raci herkes Aynalı Baba

Bir arkadaşım “Nefsim Raci, ben Aynalı Baba” dediğinde gülmüştüm ama sokaklara bakınca o kadar çok uçmayı bekleyen Raci’ler gördüm ki keşke herkes “ey Raci olan nefsim” dese ve Aynalı Baba’yı konuşturabilse. Hani “Alice Harikalar Diyarında”ki büyüyen / küçülen kapılar, koşuşturan bir tavşan falan filan… derken birileri de bu Raci’nin peşine düşse nasıl çocuklar olurduk acaba? Pedagoglar buna ne der bilmiyorum ama biz Filibeli deyince halen “Âmak-ı Hayal”i ve onun ardındaki kapılar ve geçitleri düşünüyoruz.

Bir de onun “Elvâh-ı Hayat” olarak Fizan anılarından oluşan yazıları var. Orada da keskin bir dil, ince bir işleyiş, temiz bir nükte ve Filibeli’nin başka bir kalemi. Bir de şairliği var mesela diyor ki “O hali isterim ki göz yaşı mahrem, figân hem-dem.”

Masonlar ve zehir

Zengin bir yayın hayatı ve fikir mücadelesi içinde felsefi akımlar karşısında tasavvufdaki vahdet-i vücud düşüncesini benimsemiştir. Zaten felsefenin tasavvuftaki karşılığının “hikmet” olduğu üzerinde durarak ikisini bağdaştırır. Özellikle materyalistler ile ciddi mücadele içerisinde olan Ahmed Hilmi, Allah’ın varlığı konusundaki tartışmalara ise yaratıcının varlığını kanıtlamada bu tartışmalar ve sarfedilen çabanın bile yeterli olduğunu belirterek bu konunun gereksizliğini ifade eder. Bildiği yoldan ve inançlarından vazgeçmeyen Filibeli, hayatındaki pek çok “acaba”ya bir yenisini daha ekleyerek 1914 senesinde ani bir şekilde vefat eder. Ani ve bilinmezlik, ölüm sebebinin bakır zehirlenmesinden olmasıdır. Nasıl derseniz? Filibeli’nin son çalışmalarından biri de o dönem pek bilinmeyen Siyonizm ve Masonluk meselesini ilk ele alanlardan olmasıdır. Hal böyle olunca, Allah inancı ve onu yok etme, milleti parçalama çabası karşısında asla sesini kısmayan Filibeli Ahmed Hilmi’nin ölümü böyle bir sırra bürünür. Tıpkı Raci’nin serüvenleri gibi.

  Âmak-ı Hayal’in izinden yürüdü

Alıntı: www.dunyabizim.com

Fakirane

Fakirane

Fakirane... Herkes için değil, meraklısına
Fakirane

Latest posts by Fakirane (see all)

About author

Fakirane

Fakirane... Herkes için değil, meraklısına

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Arşiv