Giderken Konuşmalar VI

Bir evin dört duvarıyla, sarmak için birleşen iki kol birbiriyle alakalı yuva bâbında.

Ne kadar duvarı varsa dökülmüş aramıza dikilen binaların, ne kadar çok ev olmayan evi var şu şehirlerin. Ben seni özledim, özledim. Bütün bu cümlelerin sonunda bu tarifsiz kelime, çatı olur mu İlahi kalbin büyüyen odasına, örter mi üzerini, saklar mı rahmetine, saklasın öyleyse. Pencerelere koşuyorum, güneş nerede, nereye baksam duvar. Ellerimi birbirine kenetliyorum, böylelikle yalnızlık anlaşılmayacak.

İnsanlar evlerini çekiyor şehrin göğüne. Göğsümüzde tuğlalar, içinde gülümsemeyen fotoğraflar olan çerçevelerden arta kalan çiviler… Bir içe kapalı ağlamak kapısı oluyoruz senle ben. Aynı odaya açılan, ayrı ayrı duvarlarda. Yokluk seslerini doldurduğumuz sürahilerden kana kana içiyoruz birbirimizi. Hiç kalana kadar kendimizden…

İşte biliyorsun, sen hangi odaya açılırsan açıl, orada bir saksı çiçeği; eziliyor, kuruyor, hıçkırıkları üzerine dökülmüş duvarların. Ben nereye açılırsam içime kilitleniyorum. Okunmuyor harflerim. Eşiğinde görünmediğin avlunun taşları okunuyor yüzümden.
Kadın adama ‘seni son nefesime kadar özlemeye devam edeceğim’ diyordu filmin geç kalma sahnesinde. Sahnesinden düşüyorum, okunmuyorum, çoktan ölmüş bir dilin son kelimesiyim işte. Okunmuyorum. Film kesile kesile bitiyor, sanki nefesin doluşu gibi odalarına bir yaşamak kuşunun. Öyle ya önce odalarında ölür kanatları gözlerinden havalanan kuşun. Yanımda olmayınca tek başına sesi çıkmayan bir harf gibiyim, okunmuyorum. Beni okusana Yaradan’a!

***

Kutusunda eskiyor saatin. Gelmeyecek zamanlara doğru sarıyor gözlerini. Bir balon dolaşıyor fikrimde, renkleri gökkuşağına denk. Binip o balona zamana aldırmadan nereye olursa gidelim diyecek gibi oluyorum. Yağmur yağıyor bir yerlere, ıslak ve yorgun oluyorsun. Gözlerinde yitik bir cemre. O bahar burada değil, öyle değil mi? Rüya oluyor hep sonrası. Yani… Rüyaydı. “Kapıdan sarılsam, sana sığınsam…” diyordun. Uykular tutulmuşken dökülen yaşlara mıydı bu İlahi teselli? İç çekip yorgana zulm ediyorum.
Bulunduğun yerlere karanlık çabuk çöküyor, omuzunu tutuyor gece kuşları.
Bıraksınlar İlahi.
Yetmez mi?
Âh yetti desen.
Bir Sen yetersin hâlbuki yettirecek Sen’sin.
Elim kolum nasıl da ağır, yetmiyor işte. Sen dururken o ürperen gölgeleri kime satacağım, üzeri dua etiketli.

Yağmur; biraz zahmet, biraz rahmet, biraz inşirah, biraz vasl. Ol Vedüd’e ulaştır mektubumu. Kelimesinden kelimeme biraz muradımı bağışlasın!

Eski bir şeyler geliyor dilimin ucuna, o kadar eskiler ki ne olduklarını bulamıyorum. Bir bahar günü yağan yağmuru, dağlarda gezdiğim zamanları, yaban domuzunu, arı kovanlarını, fındık bahçelerini düşlüyorum. Evet, büyümeyi inkâr ediyorum ben.
Ceviz ağaçlarına, kara lastiklere, komşunun bahçeye sarkan hanımellerine iman ettiğim kadar insan sözüne inanmıyorum ben. Çocukluğun sonsuz güllerine inanıyorum ben. Daha insanlık kaç yaşındaki şu ihtiyar evren yanında… Güneş düşüyor odanın kasvetine. Açılıyor billûrdan sahnesi sevmenin. İnsan ışık içinde kalınca pek bir şaşkın. Şaşırmak ne güzel, sonra… Sonra ne güzel seviniyorsun kalbimin merdivenlerini çıkarken. Gülümsemen ne güzel sonra! Gülümse!

Güneşin hiç kısılmayan sesi var, zifirin ifritleri imanımdan güçlü kollara sahip olmasın diyedir dua. Güneşimin sesini tut, tut İlahi…

Pencere pervazında bekliyor kuşlar içine üflenecek maya. Kendiliğimi bıraktım yanlarına. Bu darlıktan varlığa nasıl geçilir İlahi?

Sen, ben eşittir Hû.  İki ten, tek rehnümâ. Tutsun kalbime.

Kuşlar üflenecek, kuşlar üflensindi. Güneş-yağmur beklemekten iplik alıp gelmiş, içimi dikmeye. Bu kuş nefesi, nefesine üflensin artık.

Kaburgama doldurulan bir kaygsız alaim-i sema… Kaburgama,  yaratılmışların en delisi, en eğrisi… Uzatılınca sürgünü, yumruk kadar kalıyor evren.

Göğün taşıyacağı zaman kuşağı, bekleyerek büyüyen kalbim üzre çözülüyor.

Çözülmesin Yâr göğsümüzden, Nefesi’ni yaramıza üflesin!

***

Bir balon geçiyor aklımdan, cevabımı biz “giderken konuşuruz” diye kısa kesiyorum. İnsanlar şehirlerini öldürüp seviyorlar, dağlar uzuyor zihnimde, dağlar… Balonun her renginden uzun kederler sarkıttığımız dağlar. Gitme sonrasından niye söz edeyim?

Bu kadar kafi:

Giderken konuşmalar.

YediEkimİkiBinOnİki
Nergihan Yeşilyurt

Nergihan Yeşilyurt

Nergihan Yeşilyurt

Seksenli yılların nisanında Trabzon’un Maçka’sında doğdu.

Ev hanımı bir anne ile işçi bir babanın üç çocuğundan biridir. Üç yaşında ailesiyle birlikte İstanbul’a geldi ve halen bu şehirde yaşamaktadır.

Üniversiteye kadarki eğitimini İstanbul’da tamamladı. Üniversite için Çorum’a gitti; Hitit Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu.

Astronomi, Osmanlıca, tarih, psikoloji, sosyoloji, fotoğraf, tiyatro ve Klasik Türk Şiiri’nemeraklı. Çocukluğunun büyük bir bölümü köyde geçen biri olarak tabiatla iç içe olmayı daima sevdi. İlk şiirini on bir yaşında yazdı. Bu şiir İstanbul çapında düzenlenen bir yarışmada birinci oldu. Bu tarihten itibaren lise dönemine kadar okullarındaki edebiyat projelerinde yer aldı, bulduğu her şeyi okudu. Lisede okulunda çıkan Toprak Dergisi’nin editörlüğünü yaptı.

Amatör olarak radyoculukla ilgilendi, üniversitenin panel, dinleti, söyleşi gibi organizasyonlarında spiker olarak görev aldı. Ayrıca üniversitede bir grup arkadaşla beraber çıkardıkları Baykara Dergisi’nde halkla ilişkiler bölümünün sorumluluğunu üstlendi.

Sahte Vefa, Temrin, Serencam, İzdiham, Yumuşak G, Ay Vakti, Hacı Şair, Hece ve Mahalle Mektebi vb. dergilerde şiir yayımladı. Kültür-sanat ve kitap yazıları kaleme aldı; söyleşi yayımladı. “Yalan Ayaklı Dorothy” şiiri TYB 2014 yıllığında yer aldı.

Dört yıllık muhabirlik, editör yardımcılığı tecrübelerinden sonra, bugün bir STK’nın projelerinden birinde editör olarak görev yapmaktadır. Bu aralar Gökçe Özder ve Ali Berkay ile birlikte Davud’un İnsanları isminde bir e-dergi çıkarmakta, ilk şiir kitabına hazırlanmaktadır.

iletişim: nergihan.yesilyurt@gmail.com
Nergihan Yeşilyurt

About author

Nergihan Yeşilyurt

Seksenli yılların nisanında Trabzon’un Maçka’sında doğdu. Ev hanımı bir anne ile işçi bir babanın üç çocuğundan biridir. Üç yaşında ailesiyle birlikte İstanbul’a geldi ve halen bu şehirde yaşamaktadır. Üniversiteye kadarki eğitimini İstanbul’da tamamladı. Üniversite için Çorum’a gitti; Hitit Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Astronomi, Osmanlıca, tarih, psikoloji, sosyoloji, fotoğraf, tiyatro ve Klasik Türk Şiiri’ne meraklı. Çocukluğunun büyük bir bölümü köyde geçen biri olarak tabiatla iç içe olmayı daima sevdi. İlk şiirini on bir yaşında yazdı. Bu şiir İstanbul çapında düzenlenen bir yarışmada birinci oldu. Bu tarihten itibaren lise dönemine kadar okullarındaki edebiyat projelerinde yer aldı, bulduğu her şeyi okudu. Lisede okulunda çıkan Toprak Dergisi’nin editörlüğünü yaptı. Amatör olarak radyoculukla ilgilendi, üniversitenin panel, dinleti, söyleşi gibi organizasyonlarında spiker olarak görev aldı. Ayrıca üniversitede bir grup arkadaşla beraber çıkardıkları Baykara Dergisi’nde halkla ilişkiler bölümünün sorumluluğunu üstlendi. Sahte Vefa, Temrin, Serencam, İzdiham, Yumuşak G, Ay Vakti, Hacı Şair, Hece ve Mahalle Mektebi vb. dergilerde şiir yayımladı. Kültür-sanat ve kitap yazıları kaleme aldı; söyleşi yayımladı. “Yalan Ayaklı Dorothy” şiiri TYB 2014 yıllığında yer aldı. Dört yıllık muhabirlik, editör yardımcılığı tecrübelerinden sonra, bugün bir STK’nın projelerinden birinde editör olarak görev yapmaktadır. Bu aralar Gökçe Özder ve Ali Berkay ile birlikte Davud’un İnsanları isminde bir e-dergi çıkarmakta, ilk şiir kitabına hazırlanmaktadır. iletişim: nergihan.yesilyurt@gmail.com

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Arşiv