Hızır’la Kırk Birinci Saat – Adige Batur

Hızır’la Kırk Birinci Saat – Adige Batur

-anlattığın kıssadaki benim-

ceplerinde kırık makaslar taşıyan hallaç
bulutlardan sorumlu.
göğün yırtılan katı. güneşe uçan kuşlar. yerçekimi. buhur ve tütsü
hep onun derdi.

balığın dirilmesine iman et
çünkü sepet nil’in koynunda musa’yı doğurdu.
musa bir şehir. şehir bir ayna.
ben harun’u gördüğümde daha çocuktu
bir peygamber taşıyordu alnında.

evler tahtadan. tahta ağaçtan. ağaç Allah’tan.
dülger, ormandan gemiler yontar,
at yontar, içi oyuk derdi büyük atlar, içi insan dolu atlar.
düş gezgini pinokyolar çoğaltır,
insansız bedenler icat eder, kuytuda. Ettiğine tapınır.

kıssadaki çocuk,
hani melek kanadına salıncak kuran
onu, kanlı elleri arasına alan benim,
yoğurduğu düşü boğan, oyununu bölen, hesabı kapatan.
her felakette
kurtulamayan çocuğun
kurtulduğuna sevinen de ben.

 

-ben susmayı bilirim, en iyisi-

az, biraz
hırsınız olsa, siz
kursağımızda lacivert heves kırıntılarını
altına dönüştüren bir simyacı beklersiniz.
yani o kadar iyisiniz, paulo kadar iyisiniz.
ispanya’da doğacak kadar iyisiniz.

mesela kitapların ilk,
son sayfalarını merak ederim
şaşıracak şey ne kadar azaldı, derim.
sizin şaşırmanız ne kadar eğlenceli
öleceğinizi bilirken bu denli yaşamanız.

konuşurken çoğu kez sizi dinlemem,
çehrenizde korku, ağzınızda hırs.
anlatmadıklarınız. dudak büküşleriniz. gözbebeğiniz.
sol kaşınızın sizden habersiz söylediğini
ve size ihanet eden ne varsa suretinizde
ben bilirim.

 

-dünya öküzle balığın sırtında-

kesişen kuvvetler, ağırlık, kütle, çekim
dönmese boşluğa düşerdi arz
boğa aslında öküzdür
ve dünya duraklar arasında
ki aslan burcuydu gördüğüm tüm krallar
felekler, duraklar ve’l fecr
necm: yıldızlar

ben zamanı büküyordum
bir nehirde iki kez yıkanıyordum mesela
ilk mektep duvarında tarih şeridiydi, her şey
hayır, nehir duruyordu ben akıyordum

ben, o şehrin kapısında
kötülük yapmak isterken
iyiliğe sebep olan şeytan kadar bedbaht
adamlar gördüm.
bir padişah gördüm elleri ufanası
günahkar girip günahsız çıktığı ırmaktan
yarılan bir ova hıncıyla geçip gitti.
evvel kendini kesti kılıç.
sonra aklını biçti.

dünya bulaşmamış bir koytakta anladım
bir çocuk,
bir çok çocuk oluyordu, mütemadiyen
yanıbaşımda gülüyordu boyuna
az geride ağlıyordu sürekli
az ötede ölüyordu durmadan
her şey, her an oluyor
bitmiyor
başlamıyordu.

an vardı
zaman yoktu.

 

– lakin-

yeşil sarıksız ulu hocalar, bunu bana öğretmediniz.
iki nehir arasında binlerce
babil’in yeniden kurulduğunu
bana öğretmediniz.

kölenin rabbini1 doğurduğu günlere erdim
bunu bana öğretmediniz.

kırk döşekli eve sahip yalnızlar vardı
hangisi hangisine malikti bilemedim.
İnsan ödeyip itibar satın alan
atın ve gümüş gördüm.
bunu bana öğretmediniz.

tek gözlü bir devdi, yaşamak
diz çöktüğünde gem vuruldular ağzına.
nereye üflese çekilirdi su.
ardında bir yığın insan, ceplerinde kül,
bir yangından bir yangına.
göğün kanatları yırtık
merhametin eli kanlı.
İhtiyarların ölmeden gömüldüğü zamanlara erdim

utanmayı öğrettiniz
ki ben, ziynet gibi taşıdım onu.
utanmaktan utanılan vakitlere erdim
bunu da öğretmediniz.

kısırdı babalar ve anneler üretken
çoğalmanın azaldığına şahit tutuldum.
tarlalar düş ekip, göğ ekin biçiyordu
yasal ölüyordu insanlar gayrı resmi gömülürken.
bir şehirden geçtim ki ölüler
yaşayanlara gülüyordu.

ak sakalsız ulu hocalar,
ki siz, bu dünyadan vazgeçmiş
“yaşamıyor gibi yaşıyor” gibiydiniz
o pınarın başında ben
ve kara kaplı kitapları şerh ederken siz
bunu bana öğretmediniz.

(Hayat Bilgisi dergisi 20. sayı)

1. Rab: (Ar.) Efendi, sahip.
*Sezai Karakoç’un Hızırla Kırk Saat şiirine naziredir.
Adige Batur

Adige Batur

Yazar - Egitimci at Fakirane.org
Seksen doğumlu... Kökleri şairi bol bir memlekete dayansa da Gazi şehirde dünyaya geldi... Yaşından büyük gösterdiği konusunda yaşıtları hemfikir.
Edebiyat eğitimini üniversitenin dersliklerinden çok, kütüphanesinde vakit harcayarak geçirdi. Parlak bir öğrenci değildi.
İstanbul'a ilk gittiğinde nişanlandı, ikinci gittiğinde evlendi... Bir kızı bir oğlu var.
Öğretmen oldu. Özel eğitim kurumlarında çalıştı, çalışıyor...
Hüsn-ü Hat talebesi...
Hikayeye merak sarmış olsa da şiir, her zaman başucunda. Yazabildiğine seviniyor, "Yazdıran" a şükrediyor...
Adige Batur

Latest posts by Adige Batur (see all)

Tagged with:

About author

Adige Batur

Seksen doğumlu... Kökleri şairi bol bir memlekete dayansa da Gazi şehirde dünyaya geldi... Yaşından büyük gösterdiği konusunda yaşıtları hemfikir. Edebiyat eğitimini üniversitenin dersliklerinden çok, kütüphanesinde vakit harcayarak geçirdi. Parlak bir öğrenci değildi. İstanbul'a ilk gittiğinde nişanlandı, ikinci gittiğinde evlendi... Bir kızı bir oğlu var. Öğretmen oldu. Özel eğitim kurumlarında çalıştı, çalışıyor... Hüsn-ü Hat talebesi... Hikayeye merak sarmış olsa da şiir, her zaman başucunda. Yazabildiğine seviniyor, "Yazdıran" a şükrediyor...

İlgili Makaleler

1 Comment

  1. hasan 29 Mart, 2016 at 17:34

    Hocam Maşallah.Derinden derine..

Bir Cevap Yazın

Arşiv