İyi Şeyler: Santuri Sedat Anar

İyi Şeyler: Santuri Sedat Anar

Sedat Anar, 1988/ Şanlıurfa / Halfeti doğumludur. Müzik hayatına ilkokul öğretmeninin tavsiyesiyle bağlama çalarak başladı.2007’de Hacettepe Üniversitesi tarih bölümünü kazandı ve Ankara’ya yerleşti.

Santuru öğrenmek için belirli aralıklarla İran’a gidiş gelişler yaptı. İran’da Navid Pirmohammedi’den ve Cavid Mousapour’dan santur,Arash Ruygardan erbane(daf) ve Nevid Müsmir’den tenbur dersleri aldı.2013′ te ‘belagat’ adıyla türkiye’de ki ilk solo santur albümünü çıkardı.Daha sonra kalan müzik etiketiyle ‘Amak-ı Hayal’ ve ‘Aşık ölmez-Yunus’un izinden’ adlı iki albümü çıkmıştır.Yaptığı bestelerde geleneksel dini müzik formatından beslenerek jazz,blues,ortadoğu ve Anadolu müziğini ortak bir noktada buluşturmuştur.Yaptığı müziğe dair,Türkiye’nin sanat ve edebiyat dünyasının önde gelen isimlerince(Doğan Hızlan, Kemal Sayar,Leyla ipekçi, Sadık Yalsızuçanlar, Semih Kaplanoğlu,Ahmet Telli,Naim Dilmener, Murat Beşer )olumlu ve gelecek vaat eden yazılar yazılmıştır.Ayrıca birçok tiyatro oyununa,belgesel ve kısa filme ve albüme santuruyla eşlik etmiştir.

Türkiye’de ve yurt dışında birçok festivalde santuruyla katılmıştır.iki yıl boyunca TRT’de ve Ankara Devlet Tiyatrosunda sözleşmeli ve misafir sanatçı olarak çalışmıştır.Halen Ankara’da yaşamaya devam eden Sedat anar,Ortadoğu müziğini yakından tanımak için zaman zaman Ortadoğu ülkelerine gidiş gelişler yapmaktadır.Niyazi-i Mısri,Yunus Emre,Fuzuli,Mevlana,Ahmet Yesevi,Ferüdüddün Attar,Filibeli Ahmet Hilmi Efendi,Ümmi Sinan,İbni Arabi gibi büyük mutasavvufların şiirlerini ve hikayalerini müzikalleştirme çalışmaları devam etmektedir.

 

HAKKINDA YAZILANLAR

SEMİH KAPLANOĞLU
yönetmen / yazar
Genç müzisyen Sedat Anar, üçüncü albümünde Niyazi Mısri ve Yunus Emre’yi selamlıyor. Notalarla çıktığı bu yolculuğunda hakikatin sesini bu aşıkların nefesiyle işitmeye, işittirmeye çalışıyor. Besteleriyle onların sözüne can katıyor.

Üç bin yıllık bir çalgı olan santuruyla, tenburu, defi, ve yine kendi çaldığı 15’e yakın enstrümanla bizi geçmişin yankılarına götürdüğü kadar bugünün tınıları eşliğinde geleceğe de taşıyor. Sedat Anar’ın bu çift yönlü iz sürme serüvenine eşlik ederken, yolunun giderek genişleyeceğini, sokaklardan, şehirlerden, denizlerden geçerek ummana kavuşacağını umuyorum.

AHMET TELLİ
şair
Sedat Anar, genç bir santuri. Kendisini fars ekolüne yakın hissederek birçok kez iran’a gitti ve oradaki santurilerle tanıştıBu süreçte günde sekiz-on saat zaman ayırdı santura. Anar kendini popüler olandan uzak tutan bir sanatçı.Sedat Anar’ı santuruyla başbaşa görmek gerekir. Müthiş bir icra. Zahmeler çelik teller üzerinde müthiş bir tempoyla gezinirken sanatçının enstrümanıyla bütünleştiğini izliyor, gerçek bir santuri ile karşılaştığınızı hissediyorsunuz.

SADIK YALSIZUÇANLAR
“Hz. Mevlana, ‘müzik, Allah’ın dilidir’ der. Sedat Anar’ı, kendisine eşlik eden kadim saz Santur’uyla, tenburuyla, defiyle (erbane), Yunus Emre’den ve Niyazî Mısrî’den yaptığı o giz dolu besteleri dinlerken bu cümle dolaşıp duruyor gönlünüzde…Anar, sadece Santur denilen o otantik sazı kullanmıyor, ‘teknik’ sınırlara sıkışan bir icracı olmuyor; kadim bilgelik geleneğimizin ârif şâirlerinden yaptığı neşveli bestelerle, bizi yeniden kadim olanla buluşturuyor… O’nun şarkılarını dinlerken Nietzsche’ye hak vermemek imkansız ’Müziğin sesini duymayanlar, dans edenleri deli sanıyor. Sedat Anar, müziğimizin evrensel değerlerinden biri olmaya aday.’

NAİM DİLMENER
‘En ufak bir titreşimiyle bile kalplere dokunuveren santuru öğrenmek için İran’a giden Anar’ı yaşıtlarından ayıran da muhtemelen bu istek ve çabasının altında gizli. Kolay yola başvursa, piyasada onlarcası mevcut müzisyenlerden biri olacağının farkında olan genç müzisyenin; hayatı, bitmek bilmez bir öğrenme ve tanıma gayretiyle geçmektedir’.

MURAT BEŞER
Yıllardır Ankara sokaklarında santur çalan, Anadolu halklarının dillerinden şarkılar söyleyen Şanlıurfalı sokak müzisyeni Sedat Anar, üçüncü albümü “Âşık Ölmez – Yunus’un İzinden” (Lover Never Dies – On The Way Of Yunus) albümünde, YunusEmre ve Niyazi-i Mısri gibi iki büyük mutasavvuf şairin satırları eşliğinde,insanlarımızın yüzyıllar boyu süren dertlerine tercüman oluyor. Modern derviş Sedat Anar’ın bedeninde, aklında ve ruhunda olan müzik,Yunus Emre ve Niyazi-i Mısr-i huzurunda dile geliyor adete…

DOĞAN HIZLAN
yazar/eleştirmen
Santuru,onunla yapılmış besteleri dinlemeniz birkaç gerekçeyle savunulabilir.Gerçekten her yerde dinleyemeyeceğiniz iyi bir enstrümanı,iyi bir icracıdan dinleyeceksiniz.İkincisi iyi bir bestecinin yapıtları bu sazda seslendiriliyor.

KEMAL SAYAR
pisikiyatrist/yazar
Sedat Anar’ın müziği,bizi lahuti alemlere çağırıyor. İnsanı kendi iç aleminde derinleşmeye, kendi iç sesleri ile yüzleşmeye ve nihayetinde durup dinginleşerek kainatın o büyük ritmine ayak uydurmaya davet ediyor.

CAHİT KOYTAK
24 Aralık 2014
‘Gecikmiş Düğün Şarkıları’ Kitabı
santur dersleri
Bestekâr santurî,

Sevgili Sedat Anar’a

göğün yedinci katında

bütün yolların bittiği yerde,

altında, sidret-ül müntehanın,

telleri iki dünya arasına gerilmiş

santur çalınıyor santur, dinleyin!

kalemleri, defterleri ve bellekleri

büsbütün eriyip gitmesin diye

melekler kulaklarını

yüreklerimize dayamışlar

oradan dinliyorlar santur sesini.

dinlerken de ağlıyorlar

sessiz sessiz ve arada ah çekip

dövünerek, kaderi incitmeden,

olmaz sevdalarla tutuşup

yanmışçasına, ozanlar gibi…

onlar ağlarken, ebediyet

çözülüp varlığın diplerinden

bakın, nasıl yağıyor,

aşksız günlerimize, çorak günlerimize,

içrek çöllerimize, sicim gibi!

LEYLA İPEKÇİ
YENİ ŞAFAK GAZETESİ
Sedat iMısri ve Yunus ilahileriyle besteler yapan, ilhamı kaynağından çeken genç bir sanatçı, santur çalıyor, birçok çalgı çalıyor. Sedat Anar. Onun bestelerini dinlerken, ortak sevdiklerimizin nefesini birlikte içimize çekerken, birlikte güzelleşebilenlerin soya sopa dayanmayan akrabalığına şahitlik ediyorum.

TİKA’nın bastığı yeni albümü yine Kalan etiketli. Niyazi Mısri ilahilerinin bambaşka yorumlarıyla… “Yâremi bildim yârimden imiş” diye söylerken o, anlıyorum ki, hangi dilde söylerse söylesin, Türkçe, Kürtçe, Arapça, Farsça… Değişen bir şey yoktur. İçten içe tüter içimizdeki. Arada bir harlanır, küllerinden.

Medeniyet evet işte böyle, sevdikçe geliyor. Karda aynı dala konan kuşlar gibi. Bizi birlikte güzelleştiren ne varsa canlıdır, aşk içre şu alemde. İster harf ile, ister nota ile… Varlığın anlamı sensin diye seslenir bize, ısıtır iklimi…

Birlikte işitenler yaren olur. Ümmet uyanır ol nefs içinde. Gül cemaatinden güzel koku yükselir. Aaa dersin, yılın son günü karda gelen iki mektupla, eşine: Şehre aşk gelmiş. Tertemiz bir kar gibi örtmüş.” Ve eski bir şiirini yeniden okursun:

Kar sessizliği bu gece.

Yalın her şey.

Köküm derinlerde.

YILDIZ RAMAZANOĞLU
Sedat Anar’ı biliyordum ama ilk kez şair cahit koytak’ın evinde şiir okunan bir gecede canlı olarak dinlemek nasip oldu. Santurunu çalmaya başlayınca bütün sesler son bulmuştu. Anar’ın müziğinde ses ve sözün birbirine karışarak ses veren balçıktan yaratılan insanın sızısına dönüştüğünü söylemek mümkün. Kendi sesinin ve tellerden yükselen nağmelerin varolma yaralarının üzerinden mehlem gibi geçişine tanık oluyorduk.

Şanlıurfa Halfeti’de meşhur hikaye anlatıcılarından dengbej İbrahim’in torunu olarak doğmak, yaşadığı sınırlarda Suriyelilerden Arapça Türkmenlerden Türkçe şarkılar öğrenmek, dedesinden şarkıların hikayesini dinlemek. Tebriz’e varıp Navid pir Muhammedi’den ders almak Attar’dan, Rumî’den, Mısrî’den beslenmek onu genç yaşta pişirmiş ve “müziğime Doğu müziği diyebilirim ama asla etnik müzik denmesini istemem, çünkü etnik lafından nefret ediyorum” diyecek bir genişliğe ulaştırmış. İlkokuldayken köylerine tayin olan öğretmenin piyano, gitar ve bağlama çalmasını ve öğrencilerine öğretmesini hangi tesadüf açıklayabilir, ilahi bir tevafuk olsa gerek. Müziğini bir kalp diline dönüştürmek için icra mekanı olarak sokakları seçmesi de ayrı bir sergüzeşt. İbni Arabi’nin “gönülden çıkan bir şey mutlak gönüle girer” sözünün hakikatine en yalın biçimde ulaşma isteği.

Ankara sokaklarında Anar’a rastlamak bahtiyarlık olsa gerek. O arkadaşlarıyla sokakta çalıp söylüyorken bir seferinde zabıta başlarından aşağı su döküp enstrümanlarını ıslatmış, santurunu kırmış. Kapalı mekanlarda gözleri açık olsa da sokakta çalarken gözlerini kapadığını, gelip geçenlerin kim olduğunu bilmeyince bir gizemin kapısını araladığını hissettiğini söylüyor.

Geçtiğimiz cumartesi grup Üsküdar Nevmekan’daki konserde Anar’ın Filibeli Ahmet Hilmi’nin Amak-ı Hayal’inden, Yunus Emre’den, Niyazi Mısrî’den yaptığı besteleri seslendirdi.

Konser boyunca neyin santurun sazın bendirin birbirleriyle konuşmasına şahit olduk. Bu ahenkle sürüklendiğimiz çatışmalar yüzünden kurumaya yüz tutmuş varlığımıza su verilmiş gibi oldu. Peygamberimizin bütün üstünlük iddialarını yerle bir eden çağrısı geziniyordu güftelerde. Büyüleyici sözleri kaydetmek imkansızdı ama müzik insanın bütün hikayesini ele veriyor zaten söze gerek kalmadan. İnsanın bu dünyada ayaklarının ucuna basarak yaşamasının yerinde olacağı, baki değil fani olan varlığına göre bir yaşam seçme zorunluluğu değiyordu yüzümüze. Pol ve Virgini’den, Hay bin Yakzan’a bir dizi kitap sesle zihnime üşüşüyordu, Fuzuli’nin Su Kasidesi hatta. Tuncay Korkmaz’dan mızıka solosu dinleyebilseydik bir de gitarın sesini biraz daha duyabilseydik keşke.

Fakat bir ara salonda varlığını duyuran Simurg kuşunu anmak lazım. Attar’ın kendilerine bir yönetici padişah aramak üzere yola çıkan kuşların ötüşünü, onlara öncülük eden Süleyman Peygamberin dostu Hüdhüd kuşuna yollarda açtıkları nice sualleri, vazgeçenler dökülüp gidince geriye kalan altmış kanadın sesini duyuyor sanki insan. Çilelerle aşılan ‘talep aşk marifet istiğna tevhid hayret fakru fena’ vadilerini. Yedinci vadinin sonunda yolun insanın yine kendisine çıkışının hikayesini hep hatırlamalı.

“En etkili savunma nedir diye ölüm ustalarına ölüm tüccarlarına sormadan önce kuşlara ağaçlara rüzgarlara yosunlara fillere çimenlere böceklere ve karıncalara sormak gerekmez mi, dünyanın öteki sahiplerine, hayatın kendisine” diyor Gazzeli Yusuf’a seslenirken Cahit Koytak. Öyle ya biz misafiriz ne de olsa bu dünyada.

“Konuğun yakıp yıkması

Ve kana boyaması konuk olduğu evi,

Ne yerin hukukuna, ne göğün töresine,

Ne insan onuruna, ne Tanrı buyruğuna

Sığmayacağına göre, Yusuf, oğlum”

Konserde şairlerin de mevcudiyetiyle şiir ve müzik ayırt edilemez oldu birbirinden. Bir dağın doruğundan çıkıp yıldızlı gecelerden vahşi ormanlardan çöl fırtınalarından geçiyor Anar’ın müziği, yolda kaybolmadan kurda kuşa yem olmadan emaneti taşıyacağını hissettiriyor.

HİLMİ YAVUZ
Niyazi-i Mısrî, Yunus’tan İbn Arabî’ye oradan da Şeyh Bedreddin-i Simavî’ye eklemlenen o muhteşem Anadolu tasavvufu geleneğinin tâ kendisidir.’Varidat’ta söylediği gibi: ’Muhyiddin ü Bedreddin ittiler ihyâ-yı din/ Derya Niyazi Füsûs enhârıdır Vâridat’! Elbette ‘Kalbinin şifâsını’ bulduğu Ümmî Sinan’ı ve Saadeddin Konevî’yi unutmadan… Sedat Anar santuru ve müziğiyle, Niyazi-i Mısrî adındaki bu büyük vahdet-i vücûd sentezinin derin mistisizmini ezgilere dönüştürüyor: İçten,lirik ve sesleri Kalp’ten gelen ezgilere…..

sedatanar.com

Fakirane

Fakirane

Fakirane... Herkes için değil, meraklısına
Fakirane

About author

Fakirane

Fakirane... Herkes için değil, meraklısına

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Arşiv