Kalmak Üzere Gidebilmek – Gülnaz Eliaçık

Kalmak Üzere Gidebilmek – Gülnaz Eliaçık

Şimdi çıksam balkona, içimde biriktirdiğim “of”ların hepsini karşıki dağların üzerine yükleyip, alıp gitsem başımı. Gitmek yok evet. Gitmek yasaklanmıştı bana, unutmuşum.  Gitmiyorum o yüzden, kalıyorum buradayım, kalbinin içinde yani!

Yükselmek için basacak bir baş bulamadım.  O yüzden sabit kalmak mizacımla eş değer. Merdivenlerin yolu hep ayrı istikamete çıktı, beni istediğim yola sevk eden  bir merdiven basamağı da eskitmedim. İçimden gelmiyordu zaten gitmek, iyi oldu kaldığım.

Kalın tuğlalardan yapılma evler gördüm, bacaları tütüyordu, ışıkları yanıyor… İçinden “kalmış” insanların sesi çıkıyor. Sessiz çığlıklar duyup kulaklarımı yıkatıyorum her seferinde. Ama bu ses, bu ses beni kalbimden ediyor. Farkında mı acaba? Sanmam.

Sürekli farkımda olup görmezden gelmek sanatını icra edenlere ben de kör oldum artık. Yapacak bir şey kalmamıştı. Önce miyopla başladım, gözlük kullandım. Bana göre değildi. En son, en iyisi onların yaptığı diye görmemeye karar verdim. Ama kalmışsanız görmemek mümkün değildi. Her yer yara bere, her yer bir anının son durağı gibi karşınızda. Ne yapmalı? Kör olmalı o zaman dedim. Kör oldum. Rahatım şimdi, akıntıya kürek çeken bir bedenin, başını kılıç kesiği bir yaraya koyması gibi! Rahatım, hiç olmamış gibi!

Yürüdüm, gitmek için değil en çok kalmak için! Kalmak için bu kadar yorulur mu insan, ben yoruldum. Bir atlı düş penceremde,  Nâzım’ın dediği gibi, rüzgâr kanatlı değil ama belli ki o da kalmak için sürüyor atını. O da kaldı, dağ gibi bir yas bıçağının altında lime lime doğrandı. Sesi çıkmadı, şahidim, yaşıyormuş gibi yapıp öyle öldü, kimse bilmedi, kalanlar hariç!

Su sesi duydum. Yürürken susuyor insan bir yere gitmese de, kalmak için çıkılan tüm yollar bazen böyle yapar. Toz duman, yabani hayvan, güneş yanığı, kar fırtınası, buz yarası… Çıkınca bir dağ başına kalmışlar kentinden görülenlerdir bunlar. Göz göze gelirsiniz sizin gibi bir kalmışla, kuş gibi titrer korkudan. İlk olduğunu anlarsınız, gideni geri çağırmaya kalkar, sesi çıkmaz. Sesi suyun bulanıklığında kaybolmuş bir nal izi gibidir, bastığını bilir ama ispat edemez. Su, üzerinde iz bırakmayan bir keder yumağıdır. Biliyorum, çünkü çok fazla ırmak eskittim.  Bu yüzden geçtiğim tüm ırmakların sesini dinledim ben, kulaklarımı yıkattığım gün o seslerin izi de gitti. Böylece kalmaya mahkûm oldum.

Dedim ki ilk kalmışlığını yaşayana: “çağırma, gidenler geri gelmiyor asla!” Gelselerdi ne olurdu sahi, sarılır mıydık? Koklaşır, sevinir miydik?  Ya da birbirimizi görmezden mi gelirdik, hiç tanışmamış, hiç konuşmamış, kelimeler âleminden harfleri birbirine hiç ulamamış gibi mi davranırdık? İhtimal, öyle.

Korkardım ben kesin. Korkmasam iyi ama her insan biraz korkmalı zaten. Çünkü giden bir kimse dönebilmişse kalmışların diyarına, gittiği gibi değildir. Mesela kalbine dair ağır hasar tespiti yapılmıştır bir yerde. Evrakları koltuğunun altına tutuşturulup “biz sizi sonra ararız.” denmiştir. Beklediği ilgiliyi görmeyen vitrin ürünü gibi önce indirimle sunulur, diğer gitmiş ve gittiği yerde basacak bir baş bulup yükselebilenlere! Bir ikisinin alakasına mahsar olabilmişse ne mutlu, yok indirimli hali de dikkat çekmemişse, on liralık ürün sepetinde beleşçi gitmişlerden birinin alışveriş poşetinde bulur kendini! Üç beş gün itinayla kullanılır, ilk yıkamada kendini bırakır, çünkü gitmişler, yükselemezlerse yaşama dair bir sebepleri kalmamıştır. İntihara meyilli ama korkuludurlar. Birilerinin onları ölmeye teşvik etmesi lazımdır. İlk yıkama muazzam bir teşviktir, sonrasında beleşçi gitmiş, yüksek kalitesine yakıştıramadığı bu ürünü hiç değilse yer bezi yapmaya karar verir. Atamaz, kıyamaz. Bedavacılık biraz kıyamamak halini de getirir aksine.  Ve bu hal, ölmekten beter bir yaşama şemasını yanında getirir.  Algoritmayı çözmek biraz mantık gerektirir ve kalmışlar kalbiyle akledebilenlerdir!

Yani demem o ki gidenlerin hepsi de nihayetinde bir yerde kalmak üzere yola çıkmıştır. Yolda yürürken kalpleri aşınanlar kaliteden fire verenlerdir ve ne yapsalar eski hallerine dönemezler. Ne gittikleri yer kabul eder onları ne de kalkıp yola düştükleri yer. Yurtsuzluk bir mıh gibi akıllarına çakılmış ve kalplerinden etmiştir onları!

Şimdi tüm kalanları bir ömürlük mutluluk duruşuna davet ediyorum.

Ömür dediğin de bir “an” hatırlatıyorum.

Fakirane

Fakirane

Fakirane... Herkes için değil, meraklısına
Fakirane
Tagged with:

About author

Fakirane

Fakirane... Herkes için değil, meraklısına

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Arşiv