KIRIK KANATLAR – Nazan Bekiroğlu

Semavi bir dinin mensupları olarak hiçbir kavmin diğerlerine göre üstünlüğü olmadığını bildiler ama insanlık ağacının sağlam bir dalı olmakla onur duyulacağına da inandılar. “Ama”, bu cümlede ilk kısımla ikinci kısım arasına bir tezat sokmadı ilk kez. Ama hepsi de bu duru inancın arkasından geldi. Çünkü “vatanın ve milletin bekası” için kendilerine ihtiyaç duyulduğunu zannettiler.

Bir “ortam” oluşturulduğunu ve o ortamda en fazla da kendilerinin “kullanıldığını” fark etmeleri mümkün değildi. Sahnede iki taraf var sandılar ilk anda, hâlbuki üç’tü, asıl tarafı fark edemediler. Okyanuslar aşmaları gerektiğine inandırılmışlardı ama kanatlarına çoktan taş bağlanmıştı.

Bağlanmıştı gözleri. Kendilerini öz evlât farz ettiler. Şiddetini kınayamadıkları bir cehennem panayırında pekâlâ da birbirlerine düşürüldükleri “üvey” kardeşleri ile aralarında özde bir husumet olmadığını göremediler. Onlarla aynı tokadı yediler ama kendilerini öz sandıkları için bu tokat onlara çok ağır geldi. Esasında onlar da üveydiler.

Yaşamları bahasına korunması gerektiğine inandıkları bir kutsalın aslı değil ama sahtesi vurdu onları. Kolladıklarını sandıkları şey tarafından kullanıldıklarını, koruduklarını sandıkları şey tarafından vurulduklarını fark ettikleri için travmaları iki kat fazlaydı. Sel önünde birer birer devrildiler.

Kimi dilini, kimi dişini, kimi zihninin büyük parçasını, ama hepsi de gençliklerini bırakarak içeriden dışarı çıkabildiklerinde (çıkabildilerse tabii), her şeyi değişmiş buldular. Çoktan kurulmuş bir kurtlar sofrasının kapısından yüz geri edildiler. Kimseye eyvallahları olmadı. O dili konuşmaya tenezzül etmediler. Erdemin erdem adına yargılanmasını anlamadıkları, anlamak da istemedikleri bir yüzleşmenin ağır şokunu daha üzerlerinden atamadan gölgede kalmayı gönüllü seçtiler. Otuz yıl unutuldular. Hiç olmamış gibi oldular, hep sustular.

En büyük acıları ayyuka çıkarılmadı, romanları, tiyatroları, filmleri yok onların. Nasıl olsun ki? Yaralarını teşhir etmek niyetinde değiller. Ellerinden gelse hafızalarını yok edecekler. Ama unutamazlar. İçlerinin dışarı fırlayacağını sandıkları anların hatırasını ne kadar gömmek isteseler de boyunlarından sızan kanda sadece kendilerinin değil düşman edindikleri kaderdaşlarının da vebali var.

Kendilerine karşı işlenen hataları fark ettikleri kadar kendi işledikleri hataları da fark ettikleri böyle ölümcül bir hesapta niyet onları sonuna kadar masum kılmadı. Ona inanarak kaybettikleri şeyi asaletle gömdüler kalplerine, mahşeri bekleyecek kadar sabırlılar ve cehennemi bu dünyada yaşamış olsalar da sonuca razılar. Kendilerini de başkalarını da bağışlamayı öğrendiler neticede. Kırık kanatlarıyla yeni bir gökyüzüne bakabildiler gerçi. Ama bunu başarabilmek için önce gözlerine mil çekilmesi gerekti.

Hepsinin gözlerinde o aynı bakış, ağızları taş dolu. Hepsinin de yüzüne görmüş geçirmiş, çekmiş çektirmiş bir mana, uykularında bile çehrelerini terk etmeyen bir ifade gelip yerleşti. Ayakları suya erdi.

Siyasetin üslûbuna yabancı hepsi. Fıtrattan gayri ekran diline, medya sözlüğüne sahip değiller. İlm-i siyasetten anlamıyor, hesap da bilmiyorlar. Albatroslar gibi, indikleri güvertelerde hoyrat denizcilerin ilişmeleri arasında, acemi adımlarla dolaşıyorlar. Ama hâlâ, “haksızlığa uğrasak bile” diye başlayan cümleler kurabiliyorlar. Kanlarını donduracak kıvamda olsa da “çocukça şeyler”e cevap vermemeyi artık başarabiliyorlar.

Şimdi artık bir hoş görme ihtiyacı duyduklarını samimiyetle itiraf edebiliyorlar. Aynı üvey babanın tehdidi karşısında sadece dünün değil bu günün ve yarının yazgılarına da üzülmeye hazırlar ve o meş’umluğa dair bütün izleri kıyamete değin silmek istiyorlar. İntikam peşinde değiller ama kavganın zararını görmüş; bu pek pahalıya mal olmuş tecrübelerini genç arkadaşlarına aktarmak arzusundalar. Çünkü bazı şeylerin tecrübesi yok. Bir daha böyle bir şey yaşanmasın diye. İlk defa ellerine fırsat verilmiş. Eski ülkücüler onlar. Kırıldı lambanın mührü. Konuşmak istiyorlar.

Fakirane

Fakirane

Fakirane... Herkes için değil, meraklısına
Fakirane
Tagged with:

About author

Fakirane

Fakirane... Herkes için değil, meraklısına

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Arşiv