Koridor – Abdülkadir Üstündağ

Koridor – Abdülkadir Üstündağ

“Geceye
Sana
Senden olana

Sesimi duy
Kısa ve ansızın bir özleyiş gibi
Göğüs kafesinin tam ortasında
Çırpınan benim

Su getir
Tuz getir
Ve bir yara aç ömrümde
Merhemine muhtaç olduğum bilinsin

Karanlığın mevsimi yok
Ve renkleri kör eden bir yanı var sensizliğin
İsmin
Gün gibi aydınlık
Ekmek kadar aziz
Yaşamaya denk

İsimin
İsminle beraber
En kutsal kayıtlarda

Yıl döndü
Yine kuzeyindeyim pusulanın
Kırmızıya dönüşmeden tüm renkler
Beni bul*

 

“Elif, ruhumun ölü topraklarında açan bir srebrenica çiçeğisin. Gözlerine bakıp saatlerce, günlerce, haftalarca hatta aylarca şiir okuyabilirim. Ama kızımızla seni birazcık bekleteceğim. Karşıda ki marketten akşam için atıştırmalık bir şeyler alıp geliyorum.”

Elif’ten bir anlık dahi olsa ayrı kalacağımı bilmek ruhumda tarifi imkânsız hislerin oluşmasına neden oluyor. Elif, alaturka bir şarkının en güzel güftesi gibi. Dinledikçe onu Itri’yi ve İsmail Dede Efendi’yi duyabiliyorum. Aşk, belki de insanoğlunun eşrefi mahlûkat olduğu an, bu andır. Buraya her geldiğimde içimde bir tedirginlik oluşuyor.

“-Selamunaleykum bey amca akşam için atıştırmalık birşeyler alacağım”

“-Oğlum yine mi sen geldin! Başımı bir gün belaya sokacaksın. Her seferinde olay çıkartıp, dışarıda çığlıklar atıp, bayılıyorsun. Dur! Bir yere ayrılma amcanı arayacağım. Ya sabır! “

“-Affedersiniz bey amca beni biriyle karıştırdınız sanırım hemen çıkıyorum.”

Deli midir, nedir! Elif bir şeyler almadığımı görünce çok şaşıracak ama marketteki amcanın davranışlarını anlattığımda daha çok şaşıracak. Giderken arabayı buraya park etmiştim! Aman Allah’ım! Elif ile Zeynep nerede? Elif benden habersiz yerinden dahi kıpırdamaz ki. Kesin başlarına bir şeyler geldi. Belliydi, zaten yaşlı amcanın tuhaf hareketlerinden kötü bir şeyler yaşayacağım! Hayır hayır! Bu olamaz, onları benden kimse ayıramaz.

“-Elif ile Zeynep’i gördünüz mü? Siz gördünüz mü? Peki siz? Nasıl olur, Elif ile Zeynep’i görmezsiniz daha yeni buradaydılar.”

“-Eliiifff! Zeeynepp! Neredesiniz? Hepiniz yalan söylüyorsunuz. Allah’ım bu insanlar neden bana tuhaf tuhaf bakıyor. Her taraf neden yavaş yavaş kararı….”

Burası da neresi? Kolumdaki seruma bakılırsa hastanedeyim. Benim buradan acilen çıkıp Elif ile Zeynep’i aramalıyım. Kapı aralığında doktor ile konuşan Mehmet amcam değil mi?

“-Bakınız Mehmet bey daha önce de söylemiştim size, bu son olaydan sonra kesinlikle hastaneye sevkini yapmak zorundayız.”

“-Haklısınız doktor bey…”

Ne hastanesi? Ne sevki? Benim neyim var ki?

“-Hemşire hanım bakar mısınız? Amcamı çağırmanız mümkün mü? Bir de kolumdaki serumu çıkartabilir misiniz? Dün akşamdan bu yana eşim ile kızım kayıp, onları aramam gerekiyor.”

“-Sakin olun beyefendi. Bize zorluk çıkartmayın sizi tekrar uyutup hastaneye sevkinizi yapmak zorundayız.”

“-Hemşire hanım beni anlamıyorsunuz galiba. Eşim ile kızım kayıp onları aramam gerekiyor. Acilen buradan çıkma…”

“-Hocam hastayı uyuttum, sevkini yapabiliriz.”

Ellerim içten giydirilmiş beyaz bir gömlek ile bağlanmış. Kabaca deli gömleği. Demek, saatlerdir istişaresini yaptıkları o, hastaneye sevk bildiğimiz deliler hastanesine sevkmiş. Kendimi Hacer gibi hissediyorum. Uçsuz bucaksız çöllerde terkedilmiş haldeyim. Kalbimde yalnız beni bu belirsizliğe sürükleyen ve yine beni bu belirsizlikten çıkaracak olanın güveni bulunuyor. Neredesin Elif! Neredesin! Artık, çık gel ve kurtar beni bu lanet absürt tiyatro oyunundan. Saatler sonunda kapı açılıyor. Çok şükür sonunda birilerinden neler olup bittiği konusunda bir şeyler öğreneceğim.

“-Ooo! Sayın Lordum hoş geldiniz.  Kusura bakmayınız kollarım bağlı olmasaydı, sizlere bir şeyler ikram etmek isterdim. Yoo! Yoo! Delirdiğimi düşünmeyin doktor bey sizin Lord olmadığınızı gayet iyi biliyorum. Lakin bu tiyatro oyununa uygun bir replik ile size hitap etmek istedim. Söyler misini; eşim ve kızımdan günlerdir haber alamıyorum, benim deliler hastanesinde ne işim var.”

“-Elimden geldiğince tüm sorularınıza cevap vermeye çalışacağım. Öncelikle buraya neden getirildiğinizi biliyor musunuz?”

“-Hiçbir bilgim yok. Sadece tek hatırladığım; eşimin ve kızımın ortadan biranda kaybolmasından dolayı, aşırı üzüntüden dolayı baygınlık geçirdiğim.”

“-Anladım. Peki, burada geçirdiğiniz süre zarfında herhangi bir yakınınız sizi ziyaret etti mi?”

“-Hayır etmedi. Nasıl edebilir ki! Eşim ve kızım ortadan kayboldu. Kaçırılmış olma olasılıkları yüksek. Sadece eşimin bana seslendiğini hatırlıyorum. Suretini görmedim. Bu da sanırım aşırı üzüntüden dolayı sesini duyduğumu düşünüyorum. Bu arada beni burada neden tutuyorsunuz öğrene bilir miyim?”

“-Şuan gözlem aşaması devam etmektedir. Ayrıca raporunuzun sadece bir kısmını yazabildik. Teşhis aşaması tamamlanmadan maalesef size bilgi veremem doğru olmaz. Bugünlük size soracak sorularım bunlardı. Yarın yine sizi kontrole geleceğim, acil bir durum olursa odam koridorun sonundaki oda. Kusura bakmayınız akşam olduğundan ben ve diğer doktor arkadaşlar birazdan çıkacağız. Bir sorununuz olduğunda nöbetçi doktorun odası bir üst katta.”

“-Son bir sorum olacak. Raporlar tamamlanınca arşivliyor musunuz yoksa ayrı bir odada mı tutuyorsunuz?”

“-Hayır, hastanın rapor aşaması tamamlanıncaya kadar doktorun odasındaki hastanın dosyasında tutulur. Neden sordunuz?”

“-Öylesine, sadece merakımı cezp etti. Bu deli gömleği ve oda psikolojimi daha çok bozuyor. Günlük ihtiyaçlarımı rahat karşılayabileceğim bir odaya geçirmeniz mümkün mü?”

“-Tabi haklısınız. Arkadaşlar duydunuz, hemen yan odayı hazırlayın hastamız için iyi akşamlar diliyorum İsmail Bey…”

“-İyi akşamlar İbrahim Bey…”

Biraz olsun işler benim istediğim gibi ilerlemeye başlıyor. Bu odaya geçmem çok iyi oldu. Hareket sınırlamam ortadan kalktı. Şimdi buradan rahatlıkla kurtulabilir ve eşim ile kızımı arayabilirim. Öncelikle bana bu komployu kuranları dava edeceğim. Ancak avukatıma durumu iyi izah edebilmem için burada neden tutulduğumu öğrenmem gerekiyor. Doktor, raporun kendi odasındaki dosyada olduğunu söylemişti. Odası, yanlış duymadıysam bu koridorun sonundaki odaydı. Şimdi sessizce odaya girip, raporda bu saçma yerde neden tutulduğumu öğrenip hemen avukatımın yanına gitmeliyim. Koridorda koridormuş. Edip Cansever’in “Masada Masaymış Ha” şiiri aklıma geldi. Ne bulmuşlarsa koymuşlar koridora, tam bir delinin istediği gibi… Doktor Sayın İbrahim Tımar, demek odan burası; nerede olabilir benim dosyam? Sanırım masanın yanında eski Türk filmlerindeki ilaç dolabına benzer dolabın içindeki mavi dosyaların birinde olmalı. Bakalım bunlardan hangisi; Samet Arı, Hazan Özmen, o, bu, falan filan… Hah burada işte: İsmail Ruhat…

Hasta giriş kaydı: 2 Şubat 2009

Son test tarihi:4 Şubat 2014

Nedir bu saçmalık! Koskoca doktor olmuş ama henüz tarihten haberi yok. Tarihi 5 yıl ileri yazmış. Her neyse benim acilen teşhisin yazılı olduğu alanı bulmam lazım. Tamamdır, onuda bulduk.

Hastanın test aşamasında rastladığımız belirtiler ve teşhisler:

“Hasta bundan 5 yıl önce, aracını park halinde bıraktığı sokaktaki terör saldırısında meydana gelen patlamada arabanın içinde bulunan kızı yanarak can vermiş. Eşi ise ağır bir şekilde yaralanarak son anda kurtulmuştur. Bu olay hastanın beyninde büyük bir travmanın oluşmasına neden olmuş. Hastanın beyni bu olayı kesinlikle kabul etmemektedir. Olay anından sonraki hiçbir anıyı hatırlamıyor ve eşi ile kızının başına gelenleri beyni kabul etmediği için onların kaybolduğuna kendini inandırmış durumda. Hasta kendini ziyaret eden eşini görmemekte ve yalnızca eşinin sesini duymaktadır. Duyduğu sesin ise hayalden ibaret olduğunu düşünmektedir. Bu durum hastayı diğer şizofren hastalarından ayıran bir durum. Hasta sıkça hastaneden kaçıp o güne ait senaryoları tekrar etmektedir. Heyet olarak hastayı daha iyi gözlemleme adına bu duruma kontrollü olarak göz yumulmaktadır. Hastanın, hastalığında herhangi bir gelişmeye rastlanmamıştır. Heyet olarak hastanın gözlem altında tutulmasının devamına karar verilmiştir.”

 

—————————————————————————

* “Yıldönümü” – Adige Batur

About author

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Arşiv