Kudüs Kapısı – Nazan Bekiroğlu

Kudüs Kapısı – Nazan Bekiroğlu

Uzanıp ham meyveli bir zeytin dalı koparırken, Zeytin Dağı’ndan karşıya, Eski Kudüs’e baktım. Ülkemde bıraktığım bütün ağaçlar beni bağışlasın. Çok uzaktaydım.

Ben ki, ne olursa olsun, yeter ki olsun, demiştim. Büyük mü konuşmuşum ki bir gece yolculuğuna çıkar gibi sana gelirken ey Kudüs, hatıramda İstanbul’a dair ateşli bir şarkı bıraktım.

Gece, bir yürüyüşe yetmeyecek kadar kısaldı. Arkamda her ihtimale gebe, hiç mecazsız bir şehir kaldı. Sana varmak saltanat ey Kudüs, lâkin aklımın yarısı geride kaldı.

Ayaklarım geri gitmedi. Rüzgârdan kanatlarım vardı. Koşarak geldim. Hiç korkmadım. Hiç tereddüt etmedim. Hiç titremedi elim. Oysa yüküm ağırdı.

Yüklendiğim taşın tam da zirvede gerisin geri kayması an meselesi. İki ilme arasında kaldırdım bitmeyen örgümden başımı. Baktım. Yaramı okşayacak kıvama kavuşmamışım. Tebessüm yok, o kadar yol almamışım.

Bir rüyadaymışım gibi geldim sana. Şimdi sen her şehirsin.

Kudüs’e girmek her şeyin olduğu yere girmek demekti. Aynı gök karesinin altında aynı toprak haritasının üzerinde zamanı dikey, mekânı yatay bölmekti.

Ey şehir! Bir gurup ışığında yüzerken çıktın karşıma. Her şey sarı. Zeytin ağaçları. Altın sarısı. Seni görünce anladım güzelliğin belâ çağırdığını.

Sağın çığlık solun feryat. Ey şehir, sen de her şehir kadar ateş almışsın.

Bir mahşerden çıktım başka bir mahşere battım. Geçtiğim yollara gözümü kapatarak bütünüyle sana açtım.

Ey şehir. Aç kapılarını. Ben sana geldim. Ben sana gelmek için böyle bir zamanı seçtim. Ama kim iddia edebilir ki bana gelen sen değildin?

Sana geldim ey şehir. Dertleşmeye. Desem ki, derdimi anlatmak için kendimi sana getirdim. Oysa bilirim, sen benden daha dertlisin.

Olsun varsın. Büyük dağların büyüktür karı. Senin çaren bende yok ama benim dermanım sensin.

Kendi imajlarımdan kurtulmam zaman aldı. Bakışlarımı alev almış bir kubbenin şehrayininden kurtaramasam da dikenli tellerin, devasa duvarların önünde çakılıp kaldım.

Yeryüzüne serilmiş onca sandukanın örtüsünde bulamadığım kokuyu yerin altına uzatılmış bir kandilin aydınlatamadığı karanlıkta buldum. O da olmasaydı her halde boğulurdum.

Ey nice korkuları göze alarak kapısına düştüğüm şehir. Şimdi sen her şehirsin. Bense bildiğin kanayaklı, uydum akıllı. Aynı anda hem vefasız hem kara sevdalı.

Nice yaftaları, nice çarmıhları, ne ağlamaları göze alarak düştüm kapına. Dizlerim yarıldı, avuç içlerim kanadı.

Sicilim, kendi kapılarını kapamakla mühürlenmiş olsa da bir şehirim ben de. Aç kapılarını. Göster miracını. Benim kelimem sende.

Şimdi hiç bilmediğim kelimeler dökülecek ağzımdan. Dilimin düğümü çözülecek. Çünkü yerden göklere açılan koridor sende. Anahtar sensin. Kör kilit bende.

Bilirim ki senden alacağım, iki kelimeden fazlası. Yolların sonundayım. Dur durağım var. Menzil sende.

Hiçbir değerlendirme çıkarmayacağım bu yolculuktan.

Yol uzun, vakit dar, seyahat zamansızdı.

Ey şehir. Gördüğüm bana yetmez. Sende açılmadık çok sayfa kaldı.

Şimdi son değil son-ra olmalı. Son’dan öteye bir hece katmalı.

Olsun dedim, olsun dedim, duam kabul oldu.

Girdim bir kapıdan, geriye çok kapı kaldı. Son olmasın Ya Rabbi. Aklım geride kaldı.

(23 Haziran 2013, Pazar – ZAMAN)

 

Fakirane

Fakirane

Fakirane... Herkes için değil, meraklısına
Fakirane

Latest posts by Fakirane (see all)

About author

Fakirane

Fakirane... Herkes için değil, meraklısına

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Arşiv