Kuşlar ve Bahar Dalları Üzerine

Kuşlar ve Bahar Dalları Üzerine

Kusursuz bu kuyu
Rabbim ne güzel düşürdüğün.

Nisan’ın geldiğini her zaman öten bir kuştan anlarım ben. Penceremi açar açmaz ilk sabahtan itibaren o ismini bilmediğim kuş sesiyle tanımadığım bir sürü çocukluk tadı gelir dilime. Aşinâlıktan başdönmesi diye bir şey vardır, özellikle o aşinâlığa isim verememekten. Çünkü insan, anlasın anlamasın isim verir. Buna benzer bir şeyler diyordu okuduğum bir kitapta. Ocak ayında beni Nisan’a ve onun isimsiz tatlarına götüren işe gitmek için kapıya çıktığımda güneşli havaya aldanıp kuytusundan çıkan o kuştur yine. Kuşlara kafayı taktığım doğrudur. Kim onlar gibi dosdoğru ve tevekkül içinde olmak istemez ki hem. Yeşil puantiyeli etek, hiçbir zaman göze batmayacak bir küçük kız, eteğini rüzgâra nispet olsun diye elleriyle sallıyor bir o yana bir bu yana. Adımlar, ritmik adımlar. Tören alayı için sıraya girmiş bir sürü bahar dalı gibi o da işinin ciddiyetinde hemen hemen. Hemen yanındaki hayalden yonttuğu arkadaşına anlatıyor bir bir tüm teknik detayları. İşte bizim kuş tam olarak burada ötüyor. Kalbimde yalnızca küçük bir kıpırdama. Unutulmanın verdiği ezilmişlik hissi… Hayatın herbirimizi saçımızdan sürükleyerek içine bıraktığı ‘unutulmak kuyusu’, ne derin, ne ümitsiz kuyu o. Üstelik tevekkül ipini de az evvel kesmişiz. Ölüm yetiyorken kalbi hizaya getirmeye; insan, sevmekteki eşiği nasıl unutur? Trampetlere var gücüyle vuruyor çocuklar. Toprağın tozunu kaldıran beyaz ayakkabılarına bakmamak için kendini zor tutuyor küçük kız. Perçemleri siyah tokalarla tutturulmuş. Yüzünde hiç kimsenin ayrılığı olmamanın sevinci. Yüzünde tarlalarda koşuşturulmuş yaz günlerinin ikindileri. İnsanın kaç kere beyaz bir şeyi olur ki beyaz kalabilen hem de. Bahar dalları caddelerden akıyor, safirlere, yakutlara karışıyor. Güneş tazecik dalların, yeşil yaprakların gözlerinden öpüyor. Ben de usulca öpüyorum, aklımdaki son hatıradır diye.

Kuşlar diyordum, evet. Nisan’ı uyandıran kuşlar… Dünyadaki herhangi çocuktan biri ve nihayet o da bir bahar dalı. Bir hikâye olmasın bu, çünkü az sonra bir minibüsün önüne düşecek bir kâbus olacak. Kızıl sular akacak sokaklardan. Ve ben mecburen unutulduğumun Ocak’ına döneceğim. Asılmış hayallerimin kuruduktan sonra hangi insansı isme örtüleceğini düşüneceğim. Bu yazdıklarımı da dönüp okumak istemiyorum. Ya birinin uykusunda sayıkladığı bir andan ibaretsem. İsimsiz ve tam da bundan dolayı bir köşede kalmış anlamı.

Geri dönmek de istemiyorum. Yağmurlu duvarların açıldığı gülbahçeleri arkada kaldı, yetişemedi modern dünyanın motorlu taşıtlarına. Hem bir bahçe ne kadar hızlı koşabilir ki. Kalp kadar geride kaldı. Yemek masalarında yazılan iki satırlık mektuplar. O şehrin uzak göğü. O şehrin yapayalnız sinemaları. Kuş uçuşu uzaklıkta karanlık denizi… İnci incinmekle aynı kökten mi gelir. Kapandıkça içine büyüyor incinmek. Kapandıkça, aslında unutulmak da neyin nesi, benim bir ismim var. Hani ateşli bir hastanın sayıkladığı annesinin ismi gibi bir ismim. Çünkü aslında kendimi sayıklamaktan beter bir haldeyim.

Tören nerede başlayıp nerede bitiyordu. Küçük kız, buna seviniyor muydu üzülüyor muydu. Sokakları şimdi isimsiz süpürgeler… Neyse ne.

Ölü mezara girince bilir hesap uzun, özlenilenlere kavuşmak çok uzun yoldan. İşte öyle bir özlemeye dolanıyorum, sonrası sakarlık, düşüp kalıyorum. Bazen kendimi sık sık şunu tekrarlarken buluyorum: “Her şey seninle ilgili değil.” İnsanlar, korkunç bir törenin simsiyah ayakları gibi, simsiyah her şey ve akıyor insanlar sokaklardan. Dolup boşalıyor kimi kaplar, kimi açlıklar dolup boşalıyor, her şey öyle kısa bir anda oluyor, isimlerin yalnızca vitrinler olduğunu anlıyor insan. Bugün gittikçe daralan sokaklar bile insanları yakınlaştıramazken, üst üste konulmuş zigguratlarımızda yaşadığımızı imâ eden, ancak eşyaları ile gömülmüş isimsiz kahramanlar gibiyiz.

İnsan unutkanlığından, vefasızlığından ne zaman mahcubiyetle bahsetse orada bir büyük ağacın gölgesi yitmiş oluyor çoktan. Ağaçları özlüyorum, durmadan. Ağaçlarımı ve kitaplarımı. Hiçbir zaman tam olarak benimle değiller. Küçük kızın dallarını kırdığı armut, tırmandığı vişne, erik… Orada, çok uzaktalar. Bense kendi mezarımdan, pencereli mezarımdan bir ağaca bakıp iç geçiriyorum, kavuşmak hiç mi yok İlâhî diyorum. Kalbim hiç yok. Kalbim hiç. Kalbim yok. Hangi tören alayındaki sıradan bir bahar dalı olmak zoruma gitmişti benim… Saksıdaki çiçeğe bakıp bir ağlamak getiriyorum Uzak Doğu’dan ucuza. O kadar ucuz ki orada her şey. İnsanlık da elbette. Kuşlar, küçük kızın eve dönüşünü anlatsaydı bana, incitmeden anlatsaydı -o kadar küçük olmalarından ve benim büyücek sahte bakışlarımdan öyle çok inciniyorum ki- bahçelerin binaları aşan hızı olur muydu? Unutulmak tedavülden kaldırılır mıydı? Sözlüklerden çıkarılır mıydı yârin ağyârla düşüp kalktığı hakikati. Yahut ismim bir yerde İlâhi, bir duanın bir yerinde hiç değilse vaslın cennete katlanan ipeğine işlenir miydi?

***

Ve buradan şunu da demek isterim ki:
Şimdi sen ne güzel uyuyorsun Rabbin ayetinden bir bahçeyi.
Bundan bir acı ve sonsuz doğar belki.

7 Ocak 2013, Nergihan Yeşilyurt, Üsküdar.

Nergihan Yeşilyurt

Nergihan Yeşilyurt

Seksenli yılların nisanında Trabzon’un Maçka’sında doğdu.

Ev hanımı bir anne ile işçi bir babanın üç çocuğundan biridir. Üç yaşında ailesiyle birlikte İstanbul’a geldi ve halen bu şehirde yaşamaktadır.

Üniversiteye kadarki eğitimini İstanbul’da tamamladı. Üniversite için Çorum’a gitti; Hitit Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu.

Astronomi, Osmanlıca, tarih, psikoloji, sosyoloji, fotoğraf, tiyatro ve Klasik Türk Şiiri’nemeraklı. Çocukluğunun büyük bir bölümü köyde geçen biri olarak tabiatla iç içe olmayı daima sevdi. İlk şiirini on bir yaşında yazdı. Bu şiir İstanbul çapında düzenlenen bir yarışmada birinci oldu. Bu tarihten itibaren lise dönemine kadar okullarındaki edebiyat projelerinde yer aldı, bulduğu her şeyi okudu. Lisede okulunda çıkan Toprak Dergisi’nin editörlüğünü yaptı.

Amatör olarak radyoculukla ilgilendi, üniversitenin panel, dinleti, söyleşi gibi organizasyonlarında spiker olarak görev aldı. Ayrıca üniversitede bir grup arkadaşla beraber çıkardıkları Baykara Dergisi’nde halkla ilişkiler bölümünün sorumluluğunu üstlendi.

Sahte Vefa, Temrin, Serencam, İzdiham, Yumuşak G, Ay Vakti, Hacı Şair, Hece ve Mahalle Mektebi vb. dergilerde şiir yayımladı. Kültür-sanat ve kitap yazıları kaleme aldı; söyleşi yayımladı. “Yalan Ayaklı Dorothy” şiiri TYB 2014 yıllığında yer aldı.

Dört yıllık muhabirlik, editör yardımcılığı tecrübelerinden sonra, bugün bir STK’nın projelerinden birinde editör olarak görev yapmaktadır. Bu aralar Gökçe Özder ve Ali Berkay ile birlikte Davud’un İnsanları isminde bir e-dergi çıkarmakta, ilk şiir kitabına hazırlanmaktadır.

iletişim: nergihan.yesilyurt@gmail.com
Nergihan Yeşilyurt

About author

Nergihan Yeşilyurt

Seksenli yılların nisanında Trabzon’un Maçka’sında doğdu. Ev hanımı bir anne ile işçi bir babanın üç çocuğundan biridir. Üç yaşında ailesiyle birlikte İstanbul’a geldi ve halen bu şehirde yaşamaktadır. Üniversiteye kadarki eğitimini İstanbul’da tamamladı. Üniversite için Çorum’a gitti; Hitit Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Astronomi, Osmanlıca, tarih, psikoloji, sosyoloji, fotoğraf, tiyatro ve Klasik Türk Şiiri’ne meraklı. Çocukluğunun büyük bir bölümü köyde geçen biri olarak tabiatla iç içe olmayı daima sevdi. İlk şiirini on bir yaşında yazdı. Bu şiir İstanbul çapında düzenlenen bir yarışmada birinci oldu. Bu tarihten itibaren lise dönemine kadar okullarındaki edebiyat projelerinde yer aldı, bulduğu her şeyi okudu. Lisede okulunda çıkan Toprak Dergisi’nin editörlüğünü yaptı. Amatör olarak radyoculukla ilgilendi, üniversitenin panel, dinleti, söyleşi gibi organizasyonlarında spiker olarak görev aldı. Ayrıca üniversitede bir grup arkadaşla beraber çıkardıkları Baykara Dergisi’nde halkla ilişkiler bölümünün sorumluluğunu üstlendi. Sahte Vefa, Temrin, Serencam, İzdiham, Yumuşak G, Ay Vakti, Hacı Şair, Hece ve Mahalle Mektebi vb. dergilerde şiir yayımladı. Kültür-sanat ve kitap yazıları kaleme aldı; söyleşi yayımladı. “Yalan Ayaklı Dorothy” şiiri TYB 2014 yıllığında yer aldı. Dört yıllık muhabirlik, editör yardımcılığı tecrübelerinden sonra, bugün bir STK’nın projelerinden birinde editör olarak görev yapmaktadır. Bu aralar Gökçe Özder ve Ali Berkay ile birlikte Davud’un İnsanları isminde bir e-dergi çıkarmakta, ilk şiir kitabına hazırlanmaktadır. iletişim: nergihan.yesilyurt@gmail.com

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Arşiv