Miraç Bahri – Mevlid-i Şerif

Miraç Bahri – Mevlid-i Şerif

Söyleşirken Cebrail ile kelam
Geldi Refref önüne verdi selam

Cebrail A S ile konuşuyorlarken, mânevi bir binek olan Refref önüne gelerek selâm verdi.

Aldı ol şah-ı cihanı ol zaman
Sidre’ye gitti ve götürdü heman

Cihanın sultanını üzerine alır almaz çok kısa bir anda, sidre’ye götürdü.

Bir feza oldu o demde rûnüma
Ne mekân var anda ne arz-u sema

O anda görünen şeyler tamamen kayboldu. Öyle ki ne yeryüzü ne sema, ne de herhangi bir mekân vardı. 

Kim ne hâlîdir, ne mâlî, ol mahal
Akl-ü fikr etmez o hâli fehm-ü hal

Orası öyle bir yerdi ki ne boş ne de dolu denebilirdi. O hâli insanın aklı idrak edemez.

Ref olup ol şaha yetmiş bin hicap
Nur-u tevhid açdı vechinden nikab

Yetmiş bin perde açılarak yoluna devam etti. Nûr-ı tevhîd yüzünden perdeyi açdı.

Her birisinden geçerken ileru
Emr olundu Yâ Muhammed gel beru

Her perdeye gelindiğinde, Ya Muhammed beri gel diye emr olundu.

Çünki kamusun görüp geçti öte
Vardı irişdi ol Ulu Hazrete

Bütün bunları görerek ilerledi ve O ulu Allâh’ın huzuruna vardı.

Şeş cihetden ol münezzeh Zülcelal
Bi kemu-keyf ana gösterdi Cemal

Altı yöndende münezzeh olan Zülcelâl Hz leri, keyfiyeti – niceliği izah edilemez şekilde Resulüne Yüzünü gösterdi.

Zaten ol sultan-ı mazağal basar
Eylemişdi Hakk’a tahsis-i nazar

Zâten, gözü gördüğünden şaşmayan Resul, bütün bakışlarını Hakk’a  yöneltmişti

Aşikâre gördü Rabbül-İzzeti
Ahirette öyle görür ümmeti

Aşikâre, yâni engelsiz bir şekilde Rabbülİzzeti gördü.  Ahirette, görmeyi hak eden  ümmeti de öylece görecektir.

Bî huruf-u lâfz-u savt ol pâdişah
Mustafa’ya söyledi bi iştibah

Harfsiz, sözsüz, kelimesiz bir şekilde Rabbilâlemîn, şüphesiz Mustafa’ya şöyle dedi.

Dedi kim matlub-ü maksudun benem
Sevdiğin can ile mabudün benem

Dedi ki: Senin ulaşmak istediğin gayen, arzun benim.  Can ile sevdiğin, ibadet ettiğin Allah’ın benim. 

Gece gündüz durmayub istediğin
Nola kim görsem cemalin dediğin

Gece gündüz durmadan, yüzünü görmek istediğin Rabbin benim.

Gel habibim sana müştak olmuşam
Cümle halkı sana bende kılmışam

Gel sevgili kulum, senden razıyım.  Bütün yarattıklarımı da sana bağladım, senin emrine verdim. (Yarattıklarımın tümünü Gökleri yerleri, yıldızları, güneşleri, canlı cansız her şeyi, seni yarattığım için yarattım. Seni hülâsa-i kâinat olarak yarattım.)

Ne muradın var ise kılam reva
Eyleyem bir derde bin türlü deva

Benden ne istiyorsan vereyim.  Bir derdin varsa bin türlü çaresini vereyim.

Mustafa dedi eya Rabb-i Rahîm
Ey atâ puş-ü atâsı çok kerim

Mustafa, ey çok merhametli, ikramlı, kullarına sonsuz değerli ikramları olan yaradanım; 

Ol zaif ümmetlerim hâli nola
Hazretine nice anlar yol bula

Benim ümmetim içinde çok zayıf olanlar, sana karşı vazifelerini tam olarak yapamayanlar var.  Onların hâli ne olacak.

Onlar sana nasıl ulaşacaklar.

Gece gündüz işleri isyan kamu
Korkarım ki yerleri ola tamu

Gece gündüz bütün işlerinde isyan ediyorlar da farkında değiller. Onların son yerlerinin cehennem olmasından korkuyorum.

Yâ ilâhî hazretinden hâcetim
Budurur kim ola makbul ümmetim.

Ya İlâhi senden isteğim, ümmetimin makbul olmasını lütfetmendir. Onları bağışlamandır. Cehennemden kurtulmalarını senden diliyorum.

Hak-Tealâ’dan erişdi bir nida
Yâ Muhammed ben sana kıldım ata

Hak Teâlâ’dan, “Ya Muhammet bu konuyu ben sana ikramım olarak, bahşişim olarak verdim.”  sözü yetişti.

Ümmetini sana verdim ey habib
Cennetimi anlara kıldım nasib

Ümmetini sana verdim ey habibim. Cennetimi de onlara nasip olarak verdim. Senin râzı olduğun ümmetini cennetime alacağım.

Yâ habibim nedir ol kim diledin
Bir avuç toprağa minnet meyledin

Ey habibim, Dünyanın bütünü, sana ikramlarımın karşışında bir avuç toprak değerindedir.

Ben sana müştak olunca ey şerif
Senin olmaz mı dü-âlem ey lâtif

Ben seni sevince ey değerli kulum, dünya’da, ahiret’de senin için nazik olmaz mı? O iki âlem de senin olmaz mı?

Zatıma mir’at edindim zatını
Bile yazdım adım ile adını

Zâtımın bir aynada yansıması olarak senin zatını yarattım. Senin adın ile adımı Arş-ı âlâya birlikte yazdım. “Lâ ilâhe illâllah, Muhammeden Resulullâh” diye yazdım.

Hem dedi kim Yâ Muhammed ben seni
Bilürem görmeğe doymazsın beni

Hem dedi ki: Yâ Muhammed, biliyorum ki sen beni görmeğe doymazsın. Yanımda çok kalmak istersin amma;

Avdet edüp davet et kullarımı
Tâ gelüben göreler dîdârımı

Sen şimdi Dünyaya geri dön. Kullarımı islâma davet et. Öylesine çalış, davet et ki o kullarım da, senin gibi gelip benim yüzümü görebilsinler.

Sen ki mi’rac eyleyub etdin niyaz
Ümmetin mîracını kıldım namaz

Sen ki yanıma geldiğinde ümmetinin de miracını istedin.  Ben de ümmetine mirac olarak namazı verdim.

Her kaçan kim bu namazı kılalar
Cümle gök ehli sevabın bulalar

Namazlarını kılanlara bütün gök ehlinin sevabı kadar sevap vereceğim.

Çünki her türlü ibadet bundadır
Hakk’a kurbiyyet’le vuslat bundadır.

Çünkü, namazda her türlü ibadet vardır. Allâh’a yakınlaşarak vasıl olmak, ulaşmak bundadır.

Sıdk ile beş vakt olundukça eda
Elli vaktin ecrin eyler Hakk ata

Sadakatla ve ihlâsla beş vakit namazını kılana, Hakk tealâ elli vakit namaz kılmış gibi sevap verir.

Mahasal ol anda doksan bin kelam
Sebk idüp buldukta encam-ü hitam

Netice olarak, çok kısa bir zamanda, anda, doksan bin söz söylendi ve konuşma  ve ziyaret, yâni mi’rac sona erdi.(Eskiden birkaç saniyede doksanbin kelimelik bir konuşmayı ve mi’racı anlamak zordu. )

Tarfetül-ayn içre ol fahr-i cihan
Ümmühani evine geldi heman

Cihanın iftihar ettiği, fahr-i kâinat efendimiz, birkaç kere göz kırpılıp açılabilecek kadar bir zaman sonra, Ümmühânî’nin evinde yatağına döndü. (Yatağı henüz soğumamıştı.)

Her ne vâki oldu ise serteser
Cümlesin eshabına verdi haber

Olan bitenlerin tümünü eshâbına olduğu gibi, baştan başa anlattı.

Dediler ey kıble-i islâm-ü din
Kutlu olsun sana mirac-ı güzin

Sahabeleri, ey islâm dinin kıblesi olan Resul, Sana bu seçkin, çok değerli mîrâc kutlu olsun dediler.

Biz kamumuz kullarız sen şahsın
Gönlümüz içinde rûşen mahsın

Biz hepimiz sana tabiyiz, başımız, başkanımız sensin. Sen bizim gönlümüzün içinde parıldayan ve küfrü yok eden, bizi aydınlatan bir dolunaysın.

Ümmetin olduğumuz devlet yeter
Hizmetin kıldığımız izzet yeter

Resulullâh’ın ümmeti olmamız, bu Dünyada kazanabileceğimiz en önemli, en büyük kazancımızdır. İslâmı yaşamamızın şerefi, üstünlüğü bize yeter. (İslâmın gereklerini yerine getirebilmek; dinde, ilimde, fende, sanayide maddi ve mânevi  her dalda ümmetler arasında en üstünlerden olma gaye ve gayretlerini içerir.)

 

Fakirane

Fakirane

Fakirane... Herkes için değil, meraklısına
Fakirane

Latest posts by Fakirane (see all)

Tagged with:

About author

Fakirane

Fakirane... Herkes için değil, meraklısına

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Arşiv