Osmanlı Sarayında Kurban Bayramı – Fatma Genç

Osmanlı Sarayında Kurban Bayramı – Fatma Genç

Arabî ayların on ikincisi olan Zilhicce ayı hac ibadetinin yapıldığı ve tövbe edilerek dualarla af istenildiği bir aydır. Hacı adaylarının Arafat’a çıkarak kurbanların kesildiği ve günahların affedildiği mübarek bir ay. Zilhiccenin onuncu günü ise kurban bayramıdır.
Osmanlı Devletinde 4 gün süren kurban bayramına “Iyd-i Adha” denilirdi. Bu mukaddes bayramın hazırlıkları on gün öncesinden başlanırdı. Koçlar birkaç gün evvel alınır, boynuzlarının ve organlarının sağlam olmasına özellikle dikkat edilerek güzelce süslenirdi, padişahın koçlara bakması için saraya getirilirdi. Padişah için 9 baş kurban kesilirdi. Dokuz rakamı Türk töresinde hükümdarı temsil eder. Hükümdarlık alametinin dokuz tuğ olması gibi. Hırka-i Sadet kapısının önünde 40 kurban kesilirdi ve ilkini daima padişah keserdi. Tahirü’l Mevlevi’de yayımlanan 1921 tarihli bir yazıda, eski bayramlar şöyle anlatılır:

kurban

Kurban Bayramı minyatürü

“Başta İstanbul olmak üzere her şehirde Arife günü hamamlar sabaha kadar açık olurdu. Genelde hamam işi son güne bırakıldığı için, hamamlarda iğne atsan yere düşmezdi. Şekerci dükkânları da geç vakte kadar çalışırdı. Bayram sabahı gün ağarmadan davulcular namaz için halkı uyandırırlardı. Ardından toplar atılarak halk sabah namazına çağrılırdı. Aile reisleri erkek çocuklarını da alarak camiye gider ve sabah namazını kılarlardı. Daha sonra camilerde kürsüye çıkan vaizler, bayram namazı vakti gelinceye kadar camide bulunanlara vaaz ederlerdi. Namazdan sonra genelde birbirini tanıyan insanlar bayramlaşıp mezarlıkların yolunu tutarlardı. Mezarlık ziyaretlerinde, ölmüş büyüklere dualar edildikten sonra herkes evine giderdi. Büyüklerin ellerini öpen çocuklar, daha sonra yeni elbiseleriyle komşuları dolaşırlardı. Bu ziyaretlerde el öpen çocuklara bayram harçlığı ve mendil verilirdi”.

Bayramdan önce ikramiye dağıtılırdı. Zanaatkârlar tüm esnafla bayramlaşmak için yollara düşerlerdi ve bu da küçük esnaflar için yıkım demekti. Kazandıkları paralar yollarda biterdi. Bu durumun çok masraflı olmasından dolayı Tanzimat’tan sonra 1845’te bir karar alınarak bu uygulamaya son verilmiştir. Bu tarihten sonra memurlar ve esnaf kesimi iş yerlerinde bayramlaşmaya başladılar. Bayram gecesi ve son günü top atılırdı. Bayram gecesi sokaklarda şu ses duyulurdu:
Bu sabahın yazına
Kalkın Hakkın niyazına
Abdest alın ey komşular
Bayram sabah namazına

Sabah namazı toplu halde kılınırdı. Sabah namazına gidiş ve dönüşe Bayram Alayı denirdi. Namaz kılınacak camii genellikle Ayasofya ve Sultan Ahmed camilerinden biri olurdu ve bunu padişah belirlerdi. İlginçtir ki, bayramdan sonra evlenecek gelin veya damadın koyunlarının boynuzları sarı altın varaklarla süslenir, tüylerinin üç beş yerine kurdele bağlanır, özel adamlarla evlerine gönderilirdi. Kurdelenin diğerlerinden ayırt etmek için ölülerin ruhlarına kesilecek kurbanlıklara takılırdı. Hane sahibinin kurbanını kendisinin kesmesinin adet olduğunu anlatan Mustafa Armağan şunları da ekliyor: ”Kurbanı keserken beline yeni ipekli futa (önlük) kuşanan hane sahibine, özel olarak bireylenmiş bıçağı çok önceden hazır edilirdi. Şimdilerde ihmal ettiğimiz hayvanın gözlerini bağlamak, kurban kesme işleminin ayrılmaz bir parçasıydı. Bu iş için özel olarak 5-10 parça astar hazırlanırdı. Nihayet arife günü, ölmüşlerin ruhlarına kurbanlar kesilerek bayrama giriş yapılırdı. Hane sahibi vekâletini verdikten sonra tekbir getirilerek kurbanlar kesilir ve her kesimden sonra tek tek kendisi adına kurban kesilen kişinin ruhuna Fatiha gönderilirdi. Tabii bu ön kurbanların eti o hanede yenmez, hepsi fakir fukaraya dağıtılırdı.”

Osmanlı’da bayram tebrik kartı örneği.

Armağan, kurban etlerinin üç parçaya bölündüğünü aktararak, bir parçanın eve ayrıldığını, diğer iki parçanın da medrese talebelerine, karakoldaki askerlere, dul ve kimsesiz kadınlara, bekçilere, tulumbacılara dağıtıldığını kaydetti.
Yemek yenileceği sofrada mutlaka turunç reçeli bulundurulurdu. Bunun sebebi fazla et yemenin oluşturacağı sağlık sıkıntısını ortadan kaldırmaktı.
Padişahın bayram merasiminden sonra hareme girişle geçen gayri resmi bayram merasimine gelince, Sofa’nın padişahın geleceği kapısından büyük teşrifatçı kalfa görününce, mızıka kumandanı elindeki topuzu sarı maden kaplama asayı üç parmağı arasında başının üstünde çevirmeye başlar. Bu kapıdan ikinci hazinedar çıkınca asayı havaya fırlatır, tabi düşürmez. Attığı gibi yerinde tutar. Mızıka selam havasını çalarken, padişah sol tarafından üniformalı hazinedar usta arkada daima hünkâr hizmetinde bulunan ikinci ve daha iki üç tane üniformalarını giymiş hazinedar kalfalarla sofaya çıkar, kapının önünde durur, varsa
annesi yoksa hazinedar usta yanında bulunur. Mızıka, marş-ı sultaniyi çalar. Yaş itibarıyla büyük ve küçük sultan efendiler, hanım sultanlar, eteklerini sürterek aheste yürüyüşle yaklaşıp hürmetle yerden temenna ile sağ tarafa sıra ile dizilir, el bağlar, dururlar. Kadın efendiler, ikballer de aynı merasim ile sol tarafta dururlar. Bu muhterem misafirlerin
Maiyetlerinde getirdikleri ustaları ve muteber kalfaları yer öpüp çekilir, uzakta bir kenarda dururlar, marş-ı sultani devam eder. Tebrik merasimi bitince hazinedar ustası beraberinde içi çil ikilik ve kuruş dolu sırmalı büyük futa tutan iki kalfa ile meydana çıkıp gençler, çocuklar kumrular gibi uçuşur, üşüşür, kapışırlar, bazen nazik padişah, ayaklarına kadar
yaklaşmaya tebessüm eder. Serpilen paradan üstüne düşeni almayıp yere düşürmek, padişah sikkesine bir nevi hürmetsizlik sayılır, hoş görülmez, hemen alınır. Hünkâr hemşiresini kızlarını, hanım sultanları, haremlerini nazik sözlerle taltif eder, hepsi dairelerine çekilir, istirahat ve yemek yenir. Öğleden sonra bir hazinedar gelip, dairelere padişahın geleceğini
haber verir. Padişah hepsini ayrı ayrı tebrike giderdi.

Osmanlı Devletinde her özel gün çok güzel şekilde kutlanır. Bu geleneklerden günümüze hiçbir şey kalmasa da bunları bize asla unutturmayan geçmişimizi bilmenin mutluluğu ile…

Fatma Genç
Takip

Fatma Genç

Editör Yardımcısı at Fakirane
Doksan dört, Gaziantep doğumlu. Kış mevsiminin insanı. Edebiyat eğitimine K.Maraş’da devam etmekte. Tarihe düşkünlüğü ve adımlarını geciktirmesiyle bilinir. Bilim kurgu meraklısı. Şiir okumayı, hikaye yazmayı sever. Hedefi bölümünde akademik kariyer.
Fatma Genç
Takip

Latest posts by Fatma Genç (see all)

Tagged with:

About author

Fatma Genç

Doksan dört, Gaziantep doğumlu. Kış mevsiminin insanı. Edebiyat eğitimine K.Maraş’da devam etmekte. Tarihe düşkünlüğü ve adımlarını geciktirmesiyle bilinir. Bilim kurgu meraklısı. Şiir okumayı, hikaye yazmayı sever. Hedefi bölümünde akademik kariyer.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Arşiv