Salamander (Semender) – Jorge Luis Borges

Salamander (Semender) – Jorge Luis Borges

Yalnızca ateşte yaşayan küçük bir ejder değil aynı zamanda (bir sözlüğe göre), “koyu siyah pürüzsüz ve sarı benekli bir deriye sahip bir böcekçil kurbağadır.” Bu iki kimlikten daha iyi tanınanı düşsel olandır, dolayısıyla, Salamander’in bu kitaba dahil edilmesi kimseyi şaşırtmayacaktır.

Plinius Doğa Tarihi’nin X. Kitap’ında, “Salamander tıpkı buz gibi, bir dokunuşuyla ateşi söndürecek denli soğuktur,” diye yazar; daha sonra, bu konu üzerine yeniden kafa yorar ve eğer sihirbazların Salamander hakkında söyledikleri doğruysa, o zaman yangınları söndürmek için ondan yararlanırlardı gibisinden kuşkucu bir düşünceye kapılır. XI. Kitap’da, Kıbrıs’ın bakır eritme fırınlarında yaşayan ve ateşin göbeğinden [uçarak] çıkan dört ayaklı ve kanatlı ‘pyrallis’ ya da ‘pyrausta’ diye bilinen bir böcekten söz eder; ateşten çıkıp havada kısa bir süre uçtuktan sonra hemen ölüverirmiş. İnsanın belleğindeki Salamander’de, artık unutulmuş olan bu hayvandan da bir şeyler vardır.

Tanrıbilimciler, Anka Kuşu’nu bedenin dirilişine, Salamander’i de bedenin ateşde yaşayabileceğine kanıt olarak^ kullanırlardı. St. Augustine’nin Tanrı Devleti’nin XXI. Kitap’ında Bir dünyevi bedenin ateşe dayanıp dayanmayacağına dair adlı bir bölüm vardır; ve şu sözlerle başlar:

O zaman, ölümün ve ateşin gücü karşısında fiziksel ve canlı bir bedenin bozulmadan dayanabileceğini kanıtlamak için kâfirlere ne söyleyeceğim? Onlar, bunu Tanrı’nın kudretine yormamıza izin vermeyecek ve bir örnek göstermemiz için ısrar edeceklerdir. Biz de onlara ölümlü oldukları için çürüyebilen ama aynı zamanda ateşin ortasında etkilenmeksizin yaşayan bazı yaratıklar olduğu şeklinde yanıt vereceğiz.

Şairler de retorik vurgu aracı olarak gördükleri için, Salamander ve Anka Kuşu’na dadanırlar. Quevedo, “aşkın ve güzelliğin kerametlerine alkış tuttuğu” Sparıish Pamassus adlı yapıtının dördüncü bölümündeki sonelerde şöyle yazar:

Hago verdad la Fenix en la ardiente
Llama, en que renaciendo me renuevo;
Y la virilidad del fuego pruebo,
Y que es padre y que tiene descendiente.
La Salamandra frıa, que desmiente
Noticia docta, a defender me atrevo,
Cuando en incendios, que sediento bebo,
Mi corazön habita y no los siente.
[Alevler içinde yanan ateşteki Anka Kuşu gerçeğine tanıklık ediyorum, çünkü ben de yanıyor ve kendimi yeniliyorum ve böylece ateşin erkekliğini, baba olabileceğini ve döl vereceğini kanıtlıyorum.
Hatta, daha da ileri gidip, bilgili bayların yalanladığı soğuk Salamander’i de savunuyorum, çünkü yüreğim kana kana içtiğim alevler içinde mekan tutmuş, yine de acı filan hissetmiyor.]

Onikinci yüzyılın ortasında, güya, Prester John’un, krallar kralının, Bizans İmparatoru’na gönderdiği bir sahte mektup tüm Avrupa’yı dolandı. Bir mucizeler katalogu olan bu mektup, topraktan altın çıkaran dev karıncalardan, Taşlar İrmağından, balıkların yaşadığı bir Kum Denizi’nden, krallıkta olup biteni yansıtan yüksek mi yüksek bir aynadan, yekpare zümrütten oyulmuş bir asadan ve insanı görünmez kılan ya da geceyi aydınlatan çakıl taşlarından söz eder. Mektuptaki paragraflardan birinde şunlar yazılıdır: “Krallığımızda sala- mander diye bilinen bir kurt üretilir. Salamander’ler ateşte yaşar ve koza yaparlar; saray kadınları da bunu eğirip kumaş ve elbise dokurlar. Yıkamak ve temizlemek için bu kumaşları alevlere atarlar.”

Bu ateşle temizlenen dayanıklı ketenlerin ya da dokuma kumaşların bahsi Plinius (XIX, 1) ve Marko Polo da (I, 39) geçer. Marko Polo, Salamander’in bir hayvan değil, bir madde olduğunu ileri sürer. Önce kimse ona inanmadı; amyanttan dokunan ve Salamander derisi diye satılan kumaşlar, Salamander’in varlığının çürütülmez kanıtıydılar.

Benvenuta Cellini, Otobiyografi’sinin bir yerinde, “Beş yaşındayken, kertenkeleye benzeyen küçük bir hayvanın ateşte oynadığını gördüm,” diye yazar. Bunu babasına anlattığında, babası ona bu hayvanın bir Salamander olduğunu söyleyip temiz bir dayak atar; böylece insana nadiren bahşedilen bu olağanüstü görüntü çocuğun belleğinden hiç mi hiç silinmez.

Simyacılara göre Salamander, ateş öğesinin ruhuydu. Bu simgede ve Cicero’nun bizim için Tanrıların Doğası Üstüne’nin birinci bölümünde koruyup sakladığı Aristoteles’in bir polemiğinde, insanların efsanevi Salamander’e inanmalarının nedenini buluyoruz. Sicilyalı fizikçi Agrigentumlu Empedokles, dört ‘kök’ ya da maddenin öğleleri önermesini kurdu; bunların Uyumsuzluk ve Sevgi idaresindeki zıtlığı ve benzerliği kozmik süreci oluşturuyordu. Bu düşünceye göre ölüm diye bir şey yoktur; yalnızca birbirinden ayrılan ya da bir araya gelen, Romalıların ‘Öğeler’ diye adlandırdığı ‘köklerin’ tanecikleri vardır. Bu öğeler ateş, toprak, hava, ve sudur. Bunlar ölümsüzdür ve hiçbiri diğerinden daha güçlü değildir. Artık bu kavramın yanlış olduğunu biliyoruz (bildiğimizi sanıyoruz); ama bir zamanlar insanlar bunu değerli buluyorlardı; şimdiyse bunun, genel olarak ele alındığında, faydalı olduğu düşüncesi egemen. Theodor Gomperz, “Dünya’yı oluşturan ve besleyen ve halen şiirde ve halkın imgeleminde varlığını sürdüren bu dört öğenin uzun ve şanlı bir geçmişi vardır,” diyor. Sistem eşitlikten yanaydı: toprak ve su hayvanları vardı, ateş hayvanları da olmalıydı. Bilimin itibarı için Salamander’lerin yaşaması şarttı. Aristoteles koşut bir mantıkla, hava hayvanlarından söz eder.

Leonardo da Vinci Salamander’in ateşle beslendiğini ve derisini bu şekilde yenilediğini belirtti.

(Düşsel Varlıklar Kitabı’ndan)

Fakirane

Fakirane

Fakirane... Herkes için değil, meraklısına
Fakirane

Latest posts by Fakirane (see all)

About author

Fakirane

Fakirane... Herkes için değil, meraklısına

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Arşiv