Sen Nehri’ne Giden Kısa Yol

Sen Nehri’ne Giden Kısa Yol

‘Sen’ nehrine giden kısa yoldur düşsüzlüğüm,
vakit alıyor kıskançlık.
bir bakıyorsun,
Allah vakitlice yaratmış.
seni biraz daha seveyim diye,
acele ediyorum.

saat kurmayı bırak,
başını kaldır,
bak,
göğü hangi dem eflatuna buladılar,
ben bu sıkı kovuğa düştüm.

bir kuyuda unuttum,
aklımdan geçenleri.

biz, iki güzel çocuktuk,
eğri yağmurların altında otururduk.

bütün deliliklerimiz,
kül çürüğü fikirler, ki kamusa sığmadı.

bir duvarda doğurmuştum adını,
teşnemde, seninle bir bahar derdiler,
sonra makinalaşmak gibi bir çağdan geçtik,
ismini telaffuz edemeyen taşlar yoğurduk,
enine dar boyuna uzun çukurlar kazdık,
şemsiyeye topraktan renkler yağdı,
biz bekledik, saatler geçti; biz geçtik, saatler kendinden…
sen hala kimliksiz dolaşıyordun,
yağmur, yalın ayaklı yürümekten
korkmuyordu.

gri ve sıralı taşların
bütün yamalarına dokundum.
bugün burada bir fikir öldü diye,
biri sana mütehassıs
çamurdan beş adam,
geriye kalan göklerin üstüne çullandılar.

sonra kırk’ı çıkmış olmalı aklımın,
kavgamın, rönesansın,
bütün doğmuş fikirlerime seviniyorum,
sancılarım çorap söküğü,
Seine’sin, seviniyorum.

gök herkese yağıyor işte,
ben kaçağım ve ayırt ediliyorum.
bütün uykularım hezeyanlarla bölündü.
göğsümde parmaklarımın ağrısı,
burada bugün bir fikir öldü.
senin cesaret edemeyeceğin kadar katilim ve
tanınıyorum.

arı kuşlarına, sana ve sanrılarına ‘bak’ için,
ceplerimi göğe boşalttım. bütün yollar tutulmuştur.
senin, sana yanaşan limanların, ve bütün korkaklığıyla
adınla başlayan her çocuk kaybolmuştur.
söyle: ‘Sen’ nehrine daha çok var mıdır?
daha kısa yoldan bir uyku?

Hasan BOZDAŞ | Serencam 3

About author

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Arşiv