Sesimde Kar Suyu – Gülnaz Eliaçık

Sesimde Kar Suyu – Gülnaz Eliaçık

 

Sesini duymuyorum. Bu beni tedirgin ediyor. Oysa her sabah önce cıvıldaşan serçelerin şarkısı sonra senin sesin; bahar. Bin bir çeşit bahar var, lügatini açıp okumuyor musun? Hepsinin binden fazla anlamı var, duymuyor musun?

Sesine yetişmeye çalışıyorum, sesine… Her kapı gıcırtısı, su sesi, kar iniltisi… Hepsi bir araya gelip sadece seni nasıl anlatabilir bana? Anlatıyorlar oysa. Bıkmadan ve usanmadan, sesini kaybettiğim o karlı gündeki gibi. İnsanlar, fırtına gibidir demiştin bana. Önce coşar, toz toprak katarlar diğerlerinin yüreklerine, yıkıp yakmaya doyunca sakinleşirler. Her fırtına sonrası üşür insan demiştim de, üşümeden bir insan diğerine alışamaz demiştin. Kimse kimseyi sıcak karşılamıyor mu sahi dünyada? Nasıl bir yer orası anlatsana?

Rüzgâr diye bir şey var mesela. Beni sana, seni bana sallayıp duran ama bir türlü kavuşturmayan. İnanmak istiyorum hâlbuki gitmediğine, gökyüzü dünyadan daha geniş dediğimde, yeryüzünün yalancı tüm baharları güzel demiştin. Yalandı ama en nihayetinde güzel! İnsan nasıl yaşar ki varlığından şüphe duyduğu bir şeyle? Dünya böyle bir yer işte demiştin, dar alan ama kafanı kaldırdığında sonsuz gökyüzü, yağmur biraz, biraz menekşe kokusu.

Sesin diyorum, kalbimden bir taşı kaldırıp ukbaya fırlatıyordu. Bir taşı bile sonsuz kılmak gibi bir merakım vardı. Olmayacaktı ama olsundu. Hayal etmek sesine daha çok yaklaştırıyordu. Kar yağıyordu ve ben anlıyordum seni. Üşümek aşka dâhildi, çünkü buzun içten içe yanışına sesinle dayanabiliyordum ve çok terliyordum. Sesin kar serpiyordu saç tellerime, ben sabaha sesinden oyulma bir kırağı şenliğiyle uyanıyordum. Ne çok üşüdüm sesin yokken. Ve hiç rüya görmedim.  Gökyüzü bir rüya deyişin aklımda hâlâ!

Her sabah uyanıyorum. Güvercinlere bir tas su, bir avuç yem ve biraz sen veriyorum. Sen’i bana bırakıyorlar, biliyorlar kurtulmak istediğim sesini sen’den yonttuğuma ve kalbimin çatısını örerken sana nasıl ihtiyacım olduğuna! Güvercinler biliyor Asya! Bir tek sen bilmiyorsun. Bilsen ne iyi olurdu. Aslında biliyorsun. Ama bilmiyor görünmek yükünü hafifletiyor ve ben sana asla yük olmak istemem. Bu yüzden bilmezden gelmeye devam et beni. Kar yağarken aklına düştüğümü, rüzgâr eserken yanağını yalayıp geçtiğimi, yağmurla saçlarını okşadığımı bilmezden gel ama hisset. Bu mühim işte! Hisset! Sen de var olduğumu bileyim. Varlığımı yok sayma yeter. Çünkü ben gitmem senden bir yere. Sen git. Beklerim ben seni; nev bir baharın içlenişinde, öksüren bacaların ürkekliğinden yapılma bir huzursuzlukta! Beklerim, bir çiçeğin suya eğilen yanağında, kar yağarken ellerini göğe açan çocuğun sevincinde… Sen gelirsin, her seferinde böyle oldu. Hep geldin. Çok gittin belki ama hep geldin işte. Dört mevsimde bir yağan kar gibi, gelmesi muhtemel soğuk gibi, baharda açan çiçek gibi, geldin ve durdun şairin dediği gibi deli köşemde.

Şimdi gelsen, sesini duysam biraz. Sevsem, okşasam alfabenin harflerini. Dizsem yan yana onları gerdanında cümle cümle dursalar. Kendime cümleler kursam lügatindeki kelimelerden Asya. Sevsem kendimi senin kelimelerinle.  Ama sevemem ki ben kendimi çünkü ben bir tek seni severim. Sadece seni sevmeyi bilirim. Akan ırmağın kıvrılışında, buzdan bir yokuşa tırmanışında ve ayağının kayışında her defa, severim seni, bilmesen de sen beni!

 Sevmek yağan bir kar gibi, yere düşünce eriyeceğini bilsen de,  vuslata musallat bir kalp ile yaşamaktır. Kavuşunca eriyip kaybolacağım ama sen hâlâ var olacaksın. Varlığın dünya ve ukba üzerinde sesini dinletecek yine bana. Neredeyim, kiminleyim ben kimim? Gözünden akan yaş, yürüdüğün yol, bastığın ayak iziyim. Üşüdüğün ten, öptüğün dudak, okşadığın gerdan. Ben senim, sen ben de hüküm sürerken, ben hükümsüz bir lehçeyim kalbinde. Sus. Söyleme. Kimsin biliyorum ben;

Yağacak kara güneş, yağmura toprak. Yakıp yıkan sel, ruhumda heyelan, uzak bir ülkenin kıtası, kıvrılıp giden nehir. Sesimdeki kar suyu, kışın nefesimdeki buğu. Baharda kalbimde açan çiçek ve sen yâre söylenen selam;

Ve aleyküm selam Asya!

Ve aleyküm selam…

Gülnaz Eliaçık

Gülnaz Eliaçık

1987'de Zemherinin kapı ağzında doğdu.
Edebiyata duyduğu ilgi lise yıllarında kaleme aldığı yazılarla kendini gösterdi. Orhan Veli İstanbulu dinlemenin, Cahit Sıtkı otuzbeş yaşının derdine düşmüşken, Sait Faik Dülger Balığının Ölümünü öyküce öykünürken, tüm bunları üç beş değerlendirme sorusuyla sorgulayan edebiyatı konu edinen bir derste, karalanan satırların insanlık tarihini nasıl yerinden ettiğini farketti ve okuyarak yaşamanın, yaşayarak okumaktan ayırt edilemedigi zamanların etkisini ilk bu yıllarda hissetti. Nazan Bekiroğlu ve İskender Pala o yıllarında tanıştığı ve okumaya meyilli olduğu isimler arasında yer aldı.
Lise yıllarında çeşitli ödüller verildi yazılarına, şimdi anlıyor ki asıl ödülü vereniçine bu ilhamı nasipdâr eden Rahman.
Kat sayı mağduru. Bu yüzden olsa gerek hakkını helal edesi gelmiyor düzenin çark çeviricilerine!
Bozok Üniversitesi Teknik Bilimler Yüksek Okulu’ndan 2008 yılında mezun oldu.
Reel olarak tekniker, kalbinin tamirinden asıl işine hiç sıra gelmedi.
Beş yıl boyunca, çeşitli özeleğitim merkezlerinde gün aşırı insanlarla, çocuklarla ve en çok da kağıtlarla konuştu. Şimdiler de o konuşmaların yorgunluğunu atmak için dinlencede...
Yazmak tutkusunun ateşi olan okumayı harlamakta, bu sıcaklık ömründen hiç gitmesin duasında.
Çeşitli edebiyat dergilerinde yazdı, yazıyor ve yazacak ömrü yettikçe...
En çok içiyle konuşuyor; öyle işte...
Gülnaz Eliaçık

Latest posts by Gülnaz Eliaçık (see all)

Tagged with:

About author

Gülnaz Eliaçık

1987'de Zemherinin kapı ağzında doğdu. Edebiyata duyduğu ilgi lise yıllarında kaleme aldığı yazılarla kendini gösterdi. Orhan Veli İstanbulu dinlemenin, Cahit Sıtkı otuzbeş yaşının derdine düşmüşken, Sait Faik Dülger Balığının Ölümünü öyküce öykünürken, tüm bunları üç beş değerlendirme sorusuyla sorgulayan edebiyatı konu edinen bir derste, karalanan satırların insanlık tarihini nasıl yerinden ettiğini farketti ve okuyarak yaşamanın, yaşayarak okumaktan ayırt edilemedigi zamanların etkisini ilk bu yıllarda hissetti. Nazan Bekiroğlu ve İskender Pala o yıllarında tanıştığı ve okumaya meyilli olduğu isimler arasında yer aldı. Lise yıllarında çeşitli ödüller verildi yazılarına, şimdi anlıyor ki asıl ödülü veren içine bu ilhamı nasipdâr eden Rahman. Kat sayı mağduru. Bu yüzden olsa gerek hakkını helal edesi gelmiyor düzenin çark çeviricilerine! Bozok Üniversitesi Teknik Bilimler Yüksek Okulu’ndan 2008 yılında mezun oldu. Reel olarak tekniker, kalbinin tamirinden asıl işine hiç sıra gelmedi. Beş yıl boyunca, çeşitli özel eğitim merkezlerinde gün aşırı insanlarla, çocuklarla ve en çok da kağıtlarla konuştu. Şimdiler de o konuşmaların yorgunluğunu atmak için dinlencede... Yazmak tutkusunun ateşi olan okumayı harlamakta, bu sıcaklık ömründen hiç gitmesin duasında. Çeşitli edebiyat dergilerinde yazdı, yazıyor ve yazacak ömrü yettikçe... En çok içiyle konuşuyor; öyle işte...

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Arşiv