Sevgili İnsan – Mehtap Altan

Sevgili İnsan – Mehtap Altan

İnsan, yaratılışın en muhteşem göstergesidir. Cenneti ve cehennemi kendi içinde kurgulayıp, ruhunun duvarlarına, ateşi ve yağmuru aynı anda nakşeden tek varlıktır insan! Belki kendi karmaşasını yine kendi özünde oluşturmasının verdiği sarhoşluktandır, insanı insana yabancılaştıran sistem.

İnsanın en önemli hakkı yaşama hakkıdır. Bu hakkın devamında düşünme, eğitim-öğretim, çalışma ve iletişim hakkı gelir. Ki bu tanımın doğrultusunda sorguladım kendimi, yaşamı ve insanı. Düşündüm, acaba hangi hakkımız kim tarafından alınabiliyor, verilebiliyor ya da susturulabiliyor! Sahi! Susmak tasavvufi mânâda güzele birikmek demek iken, hayatın sığ kıyılarında neden kötülüğe elçi olmak olur ki. Gerçek mânâların içini nasıl, ne zaman hangi arada boşalttık ki!..

Savaşlarda kararlar alınıp kararlar satılırken; neye göğsünü gerdiğini bilmeden, kurşunların menziline koşan insanlar! Bilmeden diyorum çünkü artık günümüz savaşları “kurtuluşa koşanların” savaşı gibi değil. Çocuklar; yüreği bir salıncağın ritmine eşlik etmesi gerekirken, kanla dost olan canilerin ritimsiz karanlığına karışan çocuklar. Sırf nefsinin hayvanî rengini doyurmak adına; bir masumun kanına girip ruhunda, bedeninde onulmaz yaralar açmak belki de öldürmek. Bu insanların, hangi gerekçenin gölgesinde yok edildiğine dair cevabı olan var mı?

Ve ki, sokak aralarında kaldırımların bile üşüyebileceği ayazlarda, kâğıt mendil satan çocukların/insanların, çatısız evlerindeki yaşamak sancısının cevabı, onları terk eden anne ve babalar da mı veya toplum da mı? Yoksa neden yaratıldığını unutup; aklını, düşünme yetisini tam kullanamayan ve her şeyi başkasından bekleyen insancıklar da mı?

Daha bitmedi! Eğitim hakkı elinden, başka bir deyişle geleceklerinden alınan kız çocuklarının eksik kalmış nefeslerindeki hüznü, yeryüzünde hangi renk tamamlayabilir ki? İnsanın yaşama karşı, bilgi ve kültürün sunduğu donanım ile duruş hakkını, başka bir kişinin elinden alması kadar ürkütücü bir durum olamaz. Ve geleceğin, bu eğitimsiz çocuklara hangi gölgelerin güneşsiz avlusunda köle olacaklarının tokadını vuracağını düşünüyorum da! Ü r p e r i y o r u m…

Düşünme yetisindeki mükemmeliyeti sadece kendine kullananlara ve doğanın dengesini alt üst eden bencil oluşumlara ne demeli? Ceplerine biraz daha fazla para gireceğinin hayalini çevresindeki canlıların hayatını hiçe sayacak kadar fosilleşmiş düşüncelerle saran insancıklara ne demeli? Nice duyarsız fabrikaların sahiplerinin büyüdükçe nice canlıları yok ettiğini ve bu yok oluşta insan, hayvan demeden bir sonun başlangıcına hızla gidiş olduğunu hâlâ göremeyenlere ne demeli? Peki birliğin, insana huzur veren kardeşliğin, zenginleştiren ısıtan ve çoğaltan tonunu görünce; ruhundaki tüm karanlıkları kınında ateşler soluyan bir canavar gibi savuran insanlara ne demeli?

Gelelim asıl kan donduran hak alışlara! Ülkemizde kadına şiddet üzerine yapılmış araştırma sayısı yok denecek kadar azdır! Bunun nedenini teknik olarak elbette açıklayamam ama biliyorum ki en büyük sebeplerinden biri; gelenekten gelen yanımızın kadına “s u s bayrağını” yüreğinin gönderinde taşımasını tembihlemesindendir… Kadına biçilen susku metaforu, erkeğin her şeyi kendinde hak görme yetisi ile birleşince, iki cins arasında ki uçurum, bazen insanlığın dibe vurduğu an ile kendini gösterebiliyor.

Maalesef insanlığın can çekiştiği anları yaşadık geçtiğimiz günlerde. Bu defaki utancımız Özgecan Aslan!.. Bu tür durumlarda attığımız çığlıklar, belki gideni geri getirmeyecek belki adalete direk müdahale edemeyeceğiz ama elimizden gelen mutlaka bir şey vardır, olmalıdır. Kız çocuğunu da erkek çocuğunu da hayata ilk hazırlayan ailedir. Yavrularımızı büyütürken daha titiz davranabiliriz. Yazık ki yapılan araştırmalarda, şiddetin kaynağında “erkek egemenliğinin” tehdit altında olmasından kaynaklı bir durum çıkıyor ortaya. Egemenliğini tehdit altında gören baba, insanlık dışı savaşa eşi üzerinden girince ya da çocukken şiddet gören erkek çocuğu önce arkadaşlarına sonra da hayat arkadaşına bu mirası uygulamaya çalışınca; toplumun kanserli bahçesinde zehirli otlar bitmeye başlıyor! Hiçbir anne baba evladının bir canavar olmasını istemez. İşte bu yüzden aile içi eğitimin önemi asla unutulmamalı, a s l a…

K a d ı n a şiddet = İ n s a n a şiddet … Hiçbir şekilde “ama”lı bir savunma cümlesi ile başlayamaz ve gerekçesi yoktur!.. Ki böyle bir acı üzerinden bile hâlâ siyaseti bulaştırıp; “onun yüzünden bunun yüzünden” diyebilen usu boşalmışların çığlığı, gideni getirmeyeceği gibi bundan sonraki olacakları da engellemeyecektir. Ayrıca bu olayların akabinde, bütün erkeklerin potansiyel suçlu olarak görüldüğü günleri yaşıyoruz. Bunun da bir hata olduğunu düşünerek; Elimizi taşın altına koyup, cümlelerimizi düşüncelerimiz ile terletelim istiyorum…

“Siz hiç mucize gördünüz mü? Şu an bir mucize gerçekleşiyor. Olayın tüm Türkiye’ye mal olmasının bir hikmeti var. Masallarla büyüdük. Bir varmış, bir yokmuş. Bir Özge varmış, bir Özge yokmuş. Sevgi geldi saygı geldi cihana, biz yarattık dediler. Bizler sevmesini saymasını öğretmeye geldik cihana” Bu cümleler Özgecan’ın babasına ait. Yavrusu kanı donmuş kişilerce öldürülen bir babadan bu anlamda ibretlik sözler çıkıyorsa, bize düşenin ne olduğunu da sanırım çok iyi anladık. Sevmesini öğretelim ki öğrenemeyenlerin sayısı azalsın!.. Sevmesini öğretelim ki bir kuşun kanadına taş değmesin. Bilirsiniz, taşlar ancak sevgiyi bilmeyenlerin sapanlarına sığınan kanlı çığlıklardır!..

Ben i n s a n ı m … Bütün bu olumsuzluklara rağmen, yaratanın bana ve tüm insanlara bahşettiği umudu hâlâ yitirmiş değilim. Biliyorum ki; bir yerlerde karanlık varsa, başka bir yerde günışığının ruhumuzu, bedenimizi, duygularımızı en şeffaf rengiyle yıkadığı arınmalar da vardır, o l a c a k t ı r …

Sevgili i n s a n sesimi duyuyor musun?..

Mehtap Altan

Mehtap Altan

Şair - Yazar at Kitap Haber
1973’de Kayseri’de doğdu. Anadolu Üniversitesi AÖF Halkla İlişkiler Bölümü mezunu. Hâlen İzmir’de yaşamaktadır. Şiir, deneme, öykü, kitap tanıtım yazıları ve edebî söyleşileri Dil ve Edebiyat, Yedi İklim, Temrin, Acemi, Dîvanyolu, Berceste, Berfin Bahar, Hayal Bilgisi, Şehir ve Kültür, Sincan İstasyonu ve Ihlamur’da yayımlandı. 2014 yılında Yağmur Dergisi Ulusal 6. Hikâye Yarışmasında “Kuyudan Kumbara” adlı öyküsü üçüncülük ödülü almıştır.
Kitap Haber Soylesi/Röportaj Editörü

Yayımlanmış kitapları:
‘Beyaz Ağıt’ (şiir, 1995),
‘Çivi’ (şiir, 2014)
‘İmgenar Sokağı’ (öykü, 2015)
Mehtap Altan

Latest posts by Mehtap Altan (see all)

About author

Mehtap Altan

1973’de Kayseri’de doğdu. Anadolu Üniversitesi AÖF Halkla İlişkiler Bölümü mezunu. Hâlen İzmir’de yaşamaktadır. Şiir, deneme, öykü, kitap tanıtım yazıları ve edebî söyleşileri Dil ve Edebiyat, Yedi İklim, Temrin, Acemi, Dîvanyolu, Berceste, Berfin Bahar, Hayal Bilgisi, Şehir ve Kültür, Sincan İstasyonu ve Ihlamur’da yayımlandı. 2014 yılında Yağmur Dergisi Ulusal 6. Hikâye Yarışmasında “Kuyudan Kumbara” adlı öyküsü üçüncülük ödülü almıştır. Kitap Haber Soylesi/Röportaj Editörü Yayımlanmış kitapları: ‘Beyaz Ağıt’ (şiir, 1995), ‘Çivi’ (şiir, 2014) ‘İmgenar Sokağı’ (öykü, 2015)

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Arşiv