Sükût – A. Furkan Kesici

Sükût – A. Furkan Kesici

Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar

Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su…

Bilirsiniz su kasidesini, onun mükemmel tavrını, güzelliğini, ahengini anlatmak için başlamadım Su Kasidesiyle. Fakat Fuzuli, aşk adamı.. Yarım bırakmamış hiçbir şeyi, yarıda bırakmamış, her şeyiyle büsbütün yaşamış. Baksanıza neler demiş öyle, her bir beyitte ince ince, tıpkı analarımızın baklava hamurunu açması gibi kat kat, her bir katında yangınıyla yakarken yine her bir katta ‘su’ serpmiş yüreklere… Sevgili’ye olan aşkını anlatmış, anlayabilene…  Her bir beyitte içimizde gizlenenleri bir bir dökmüş, çıkarıp yüreğinin meydanına yakmış adeta. Lakin değil Su Kasidesini, tek bir beytini dahi anlatmak bana düşmez o yüzden sadece bahsedebilirdim, bahsettim. Ve madem Su Kasidesiyle başladık o zaman şunu sormak isterim; Sizce Fuzuli Su Kasidesini yazarken neyi amaçladı? Bırakın Fuzuli’yi Nazım Hikmet veya Necip Fazıl veya Yaşar Kemal’i düşünün, neden hala onların şiirlerini/romanlarını her okuyuşumuzda ayrı bir lezzet alabiliyoruz? Ben size söyleyeyim nedenini, çünkü ne Fuzuli, ne Nazım Hikmet, ne Necip Fazıl, ne Yaşar Kemal ne de diğerleri (diğerlerinden kastettiğim kişileri yazının sonunda anlayacağınızı umduğum için şimdilik es geçiyorum) yazarken asla kendi iç dünyalarından, karakterlerinden, fikirlerinden ödün vermediler. Hiçbir zaman maddi bir beklentileri de olmadı. Onlar insanların beklentilerini değil sadece kendi düşüncelerini aktardılar yazılarında veya şiirlerinde.

Peki, şimdilerde durum o kadar masum mu sizce? Değil bence, demem o ki, günümüzde popüler kültürü çok iyi bir şekilde kullanan yazarlar var maalesef. İnsanların duyguları üzerinden maddi kazanç elde eden/edebilen yazarların ürettikleri bana göre çok bencilce. Toplumu iyi analiz edip, kişilerin neye rağbet gösterdiğini bilen ve bunu ‘yazarlık’ sıfatını kullanarak prime çeviren, bana göre yazarlıktan epey uzak araştırmacı vasıflı kişiler, yazarken sadece maddi kazanç peşindeler. İşin en üzücü kısmı ise bizim de popüler kültürü destekliyor olmamız. Örneğimiz çok, karakterlerinin doğaüstü güçlerinin olduğu kitapları, ya da daha bizden, Hz. Mevlana üzerine yazılan kitapları düşünün bir. İnsanların zafiyetleri üzerinden, analiz yoluyla insanların hoşlanacağı tarzda şiirimsi cümleler ve bu cümlelerle dolu kitapları…
Anlatılan şeyin güzel veya kötü olmasını tartışmıyorum, elbette Hz Mevlana’nın hayatını, onun yaşadığı büyük aşkı anlatmak güzel bir durum. Fakat bunu maddi bir çıkar uğruna yapmanın doğruluğunu sizlerin görüşüne bırakıyorum. Ve şunu da itiraf etmeliyim ki, ben de bir zamanlar okudum bu tarz yayınları. Sonra neyi fark ettim biliyor musunuz? Okuduklarımın bana çokça bir şey katmadığını. Evet, okumanın hiçbir zararı yok fakat bir şeyi okurken okuduğunuzun sizi alıp başka yerlere götürmesiyle sizin tam da ihtiyacınız olan (birileri tarafından söylenmesini beklediğiniz şeyler) sözleri duymanız arasında ince bir fark var. Birinde sizin içinizde saklı kalmış duyguları ortaya çıkarıp, onları dürterek sizi bu duyguların eşliğinde hiç fark ettirmeden alıp götüren yazılardan bahsediyorum. Diğerinde ise tıpkı bir mahkûma onu bulunduğu durumdan kurtulacağını, sadece sabredip zamanın geçmesini beklemesini söyleyen yazılardan bahsediyorum. İkinci durumda mahkûm zaten olayın farkında, zamanı gelince çıkacağını da sabretmesi gerektiğini de biliyor ama birilerinin söylemesi onu rahatlatıyor.
Tabi bu sözlerim bütün günümüz yazarları için geçerli değil. Ve tabi günümüzde bir yazarın maddi beklentisi olmaması gerektiğini de söylemiyorum hatta kısmen olmalı diyorum. Benim itirazım “yalnız ve yalnız maddiyat” için yazanlara. Bir de yalnızca paylaşmak ve bilgilendirmek için yazanlar var. İşte benim gözümde esas yazarlık budur. Ne beğenilme kaygısı ne de maddi bir beklentisi içerisinde olmayanlar.
Yazmak fiilini ilaç gibi görenler de var şüphesiz, mesela bir olay aktarmak isterim size; bir dostum Trabzon’da okurken Nazan Bekiroğlu’nun ziyaretine gitmiş. Orada hocaya “Hocam ne güzel yazıyorsunuz biz de okuyoruz” dediğinde gerçek bir yazarın verdiği cevap demek istediğim şeyi açıklayacaktır; “Senin bu dediğin ateşler içinde çığlık atan birine sesin ne kadar güzel demeye benziyor…”
İşte böyle, itirazım var arkadaş, yazılanların gerçek bir amacı gerçek bir hedefi olmalı. İnsanların bizim zafiyetlerimizi kullanmasına izin vermezsek popüler edebiyatın kazananları belki hatalarının farkına varır da o zaman gerçek yazarların ortaya çıkması daha kolaylaşır. Gerçek yazarların ürettikleri de bizim için çok daha faydalı olur bence. Bu sayede toplumumuza daha faydalı bireylerin yetişmesi sağlanır. Yüzyıllar öncesinden yüreklerimizi ferahlatanlar varsa bundan yüzyıllar sonrasında da birilerinin yüreklerini ferahlatan birileri mutlaka vardır. Önemli olan bizim onları fark etmemiz.  Yazımıza başladığımız gibi Su Kasidesiyle bitirelim iyisi mi..

Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam

Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su…

Vesselam…

Ahmet Furkan Kesici
Ahmet Furkan Kesici

Latest posts by Ahmet Furkan Kesici (see all)

Tagged with:

About author

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Arşiv