Ya Yanlış Karar Veriyorsak: 12 Kızgın Adam-Nezehat Küçük

Ya Yanlış Karar Veriyorsak: 12 Kızgın Adam-Nezehat Küçük

İnsan hayatı boyunca devamlı olarak alternatif yollar içinden bir seçim yapmak ve karar vermek zorundadır. İnsanın kendi deneyimi, karakteri, eğilimi ve zevklerinin alınan karar üzerinde etkisi büyüktür kuşkusuz. Kendi hayatındaki meseleler için karar vermek yaşamının olmazsa olmazı olduğundan mecburidir bir yerde. Diğer taraftan topluma dair meselelerde; başkalarının hayatını, ilgilendirme mesabesinde karar vermek olanı çoğu kez bireyi tedirgin kılar. Çünkü karar vermek demek sorumluluk yüklemek, elini taşın altına koymak demek ve koyduğu el kendi hayatı için değil, başkalarının hayatı için girmiştir taşın altına. Bu sorumluluk çoğu kez ağır gelir bireye. Sorumluluk almanın ötesinde işin diğer boyutunda kendine inanmayı bırakan ve toplum içinde kendi varlığının kapladığı alnı              “hiçleştiren” bir anlayışın hâkim olduğu birey vardır. Düşündüğü her derdin, söylediği her sözün, yaptığı her eylemin zaten başkaları tarafından yapıldığı her eylemin zaten başkaları tarafından yapıldığına inanmaktadır ve başkalarının yaptığının yettiği kansındadır. Bu inançla kendi konumunu, sosyal bilincini sıfırlamak istemektedir. Çünkü şahsi eylem ve düşüncelerine inanmamaktadır. İçinde yaşadığı toplumu davranışlarıyla etkileyebileceği umudundan tümüyle yoksundur.

Rus yönetmen Tarkovski’nin  “offet(kurban)” isimli filminin giriş sahnesinde dede, yanındaki torunuyla birlikte kuru bir ağaca su vermektedir ve bir yandan da hikâye anlatmaktadır torununa. Hikâyede çok uzun yıllar önce yıllar önce bir keşiş öğrencisiyle birlikte bir ağacın yamacına kuru bir ağaç diker. Öğrencisinden ağaç canlanıncaya kadar her gün bir kovaya su doldurup onda kuru ağacı sulamasını istemektedir. Öğrencisi her sabah dağa tırmanıp kuru ağaca suyunu döker ve akşama doğru döner. Bu üç yılın sonunda günün birinde kovca ağacın her yanında çiçekler açtığını görür. Hikâyenin bitimini şöyle bağlar: “ne desen de bir yöntemin, bir sistemin kendine göre meziyetleri vardır. Eğer insan her gün aynı şeyi hiç değiştirmeden yapar ve bunu bir ritüel gibi kararlılıkla ve sistemli olarak her gün yinelerse dünyada bir şeyler değişir o zaman! Değişmesi gerekir.”

Anlatılan bu hikâyede kararlı ve sistemli hareket etmenin ehemmiyetinin yanında yaptığı eyleme inanan birey vardır. Kuru bir ağacı sulamak olsa bile, inancı doğrultusunda sebat ederek değişmeye neden olan bireydir bu.

Kendine inanan ve toplum içinde kapladığı alana önem veren bireyin; çevresindeki süregelen haksızlıklara, zulümlere, karşılaştığı çarpık düşünceli zihinlere muhakkak bir tepkisi, bir sözü olacaktır. İçinde yaşadığı toplumu karar mekanizmasındaki güruha dönüp; bu zulmün, haksızlığın, çarpıklıkları birey olarak karşısında durarak ‘hop, bir dakika yahu!’ deyip kendi öz bilinci ve insan olmanın sorumluluğunu göstermiş olacaktır çünkü bu öz bilinçte ve sorumluluktaki bireyin derdi ‘hakikat’tir. Çoğunluğun o yoldan gidiyor oluşu, o yolun doğru olduğunu göstermez çünkü ona. Aradığı hakikat; ne kendinin eğilimi ve zevkinde ne başkasının ne de çoğunluğunun… Aranılan hakikat bunların çok ötesindedir ve ona ulaşmada en birincil yol ‘şüphe’dir. Ali şeraiti Yeni Çağ’ın Özellikleri kitabında toplumda gelişen kesinlikler ve bu kesinliklere karşı şüphe oluşumunu şöyle ele alır:

‘Kesin ve yaygın yargılar haline gelmiş ve hiç kimsenin şüphe duymadığı yargıların çoğu o kadar genelleşmiştir ve herkes tarafından o kadar çok tekrar edilmektedir ki hiç kimse onlar hakkında düşünmeyi ve şüphelenmeyi aklına getirmiyor(…) Hiç kimsenin kesin ve genel hale gelmiş bir meseleyi ele alıp kuşku konusu yapacak, araştıracak, tekrar bakacak ve böylece belki başka bir neticeye ulaşacak ve yaygın bir fikri yanlışı hayatımızda, durağanlaşmamızda ve gerilememizde ve düşüncelerin ve dehaların üzerine yürüdükleri yanlış yollarda çok etkili olan bir yanlışı kamuoyunun zihninde düzeltecek ruhi cüreti, fikri cesareti ve bilimsel cesareti yoktur.’

Ali şeraiti burada, toplumdaki düzensizlik ve geri kalmışlığın en ana sebeplerden biri olan ‘şüphe’ duymadan geliştirilen düşünce hayatına dikkat çekmiştir. Kendi öz bilincinin farkına varan birey, yer kapladığına inandığı (yani bir anlamda toplumundan sorumlu olmaktır bu) toplumun içindeki bu kesinliklere şüpheyle yaklaşır. Peki, nelere karşı oluşan şüphedir bu? Büyüklerinden dinlediği hikâyelerdeki atalarının üzerine düşeni yaptıklarını ve kendisinin bu zaman içinde yapması gereken bir şey kalmadığını söyleyen küçümseyici bakışa duyulan şüphedir. Seni ve bulunduğun zamanın bu ters giden düzeni değiştirecek kıymette olmadığı söylenir; gelenekle, eğitimle, aydınıyla, imamıyla, siyasetiyle… Bunların dediklerine ve konumlarına duyulan şüphedir.  Çünkü böylece toplum ve zamanın vicdanını kavrayabilecektir.  Çünkü böylece zulüm ve zalim reddelicektir.  Çünkü duyulan bu şüpheler sorumluluk sahibi ve öz bilincinin farkında olan bireyi ‘hakikat’e yaklaştıracaktır.

1957 yapım, yönetmenliğini Sidney Lumet’in yaptığı bir film vardır. Şüphe duyulmadan, olanı yeterli gören 11 adam ve bu ‘şüphe’siz duruma tepki duyan 1 adam olan Davis karakteriyle birlikte 12 kızgın adam vardır filminde.

‘Elimi kaldırıp bir çocuğu ölüme gönderemem’ cümlesiyle diğer 11 adama ‘hop, bir dakika yahu!’ diyen Davis karakteri tam da öz bilincinin farkında ve sorumluluğunda bir birey portresi gösterir izleyiciye. Tek oluşu onu fikrinden caydırmaz çünkü onun fikri çoğunluğun fikri çoğunluğun değil, hakikati bulma tarafındadır ve bunun için kuşkularını dile getirmeye, her şeyi sorgulamaya hazırdır. Bu tepki ile birlikte diğer 11 adamın duraklamasını, görüşlerini gözden geçirmesini, düşünülmeden kabul edilmiş fikirlerin sorgulanmasını sağlamıştır. Filmde doksan altı dakika boyunca düşünceleri, yargıları ve şuurları sosyal konumlarının esiri olan 11 adamın kendi aralarında ve Davis karakteriyle olan çatışmaları görülecektir. Senaryo da incelikle örülen filmdeki karakterler toplumun mevcut durumunu ve genel zihin yapısını yansıtan birer aynadır. Pazarlamacısı, reklamcısı, borsacısı, işçisi, bankacı ve tüccar karakteriyle… farklı kulvarlardan devam edip, farklı öyküler üzerinden tek bir yere çıkan bu kuvvetli filmde sorumluluğun bilincinde birey olan Davis’in takındığı tavır ve duruş, izleyicisine çok sağlam dersler verir. Yapılan hakaretlere, ilgisiz tavırlara, kendi iç dünyasındaki kırılmadan ötürü yaşadığını ‘hakikat’ diye dayatan adamların karşısında aklıselim tavırları ve sabırla şüphesini savunuyor olması izleyiciye verilmek istenen mesaj taşıyıcılarıdır.

Sorumluluklarının farkında olan ve düşünebilmeye dair cesaret gösteren adam Davis’in karar mekanizmasındaki konumundaki 11 adamlık güruha dönüp: Ya yanlış karar veriyorsak? Sorusunu sormasıyla büyüyen muazzam film 12 KIZGIN ADAM.

Fakirane

Fakirane

Fakirane... Herkes için değil, meraklısına
Fakirane

About author

Fakirane

Fakirane... Herkes için değil, meraklısına

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Arşiv