ZAMANDAN SAKLANANLAR

Kapıyı açar açmaz üçünün de bakışları üzerime çevriliyor. İkisinin yaşları birbirine yakın. Diğeri biraz daha büyük duruyor. Oynadıkları oyun saklambaç, saklandıkları yer kâh minber merdiveninin altı kâh camiye o mütevazı heybeti sağlayan sütunların arkası oluyor. Oyma kapıyı açıp, eğilerek içeri giriyorum. Yavaş yavaş mihrabın önüne kadar ilerlerken onların bakışları hala bende. Sağ dizimi enine uzanan parçalı halının üzerine koyup objektifimi mihrabı çevreleyen çinilere çeviriyorum ki büyük olanı soruyor:

–          Türk müsün?

Biran duraksıyorum. Kendime bakıyorum. Evet, ortama göre eğreti duruyorum. Kavruk bir ten, ayağımda kapri ve elimde fotoğraf makinesiyle Mağrip’li bir turist havasındayım. Ufak olanlardan biri bileğimdeki iç içe geçirilmiş sarı-lacivert iki halkayı işaret ediyor. Anlıyorlar ki Türk’üm kendilerini tekrar oyunlarına veriyorlar.

Beyaz ve siyah kesme taşlarla çevrili tipik Memluk mimarisini yansıtan Doğu kapısını arkama alıp caminin bulunduğu sokağa bakıyorum. Hemen karşımda, iki tarafında ince uzun odalar uzanan oval girişli kapısıyla medrese, avlusundaki irice şadırvan ve çınarlar yüzünden kasvetli bir havaya bürünmüş. Hemen yanındaki çay ocağı ise Temmuz sıcağına rağmen tiryakilerini ağırlamaktan geri durmuyor. Caminin doğu kapısının yanında oturan ihtiyar ayakkabı boyacısı, yamalı bir şemsiyenin altında rızkını bekliyor.

Etrafı bir güzel süzdükten sora camiye doğru yöneliyorum. Doğu kapısının üzerindeki Sülüs Hata takılıyor gözlerim. Okumaya çalışıyorum. Yaz sıcağı ve yılların yazıya verdiği yorgunluk buna engel oluyor. İçeri girer girmez Temmuz güneşiyle yıkanan mermer zemin ve Rumi sütunların ayakta tuttuğu bir gölgeliği kucaklayan iç avlu karşılıyor. Bahçedeki Orta Çağ havasını kaldıran tek şey ise belediyenin kalabalık zamanlarda cemaati sıcaktan korumak için koyduğu tenteler. Derken içeri giriyorum; talebeler, klimanın kuruttuğu boğazlarını yumuşatmak için yutkunarak Kur’an-ı Kerim okuyorlar. Soldaki oyma kapıyı açar açmaz saklanılabilecek her deliği kullanarak saklambaç oynayan ufaklıklar karşılıyorlar.

Caminin Güney-Doğusunda sekizgen planlı türbede mabedin temellerini attıran Halil Bey ile O vefat edince inşaatı devam ettiren oğlu Pir-i Mehmet Paşa ve Mehmet Paşa’nın iki oğlu yatıyor. Üzerinde iki yılan kabartması ve bir kitabe olan Batı kapısı daha çok Selçuklu üslubuna yakın görünüyor. İsminin azametinin aksine kendisi bu kadar mütevazı yapılara ender rastlanır. Ulu camilerin belki de en küçüğü olan bu yapı, sahip olduğu Memluk, Selçuklu ve Osmanlı asaletini harmanlayarak ezelden ve ebeden bir İslam mabedi olmanın gururunu yaşıyor.

Doğu kapısını sağıma alıp sokağa dalınca sağ kolun üzerinde eski Adana valisi ve şair Ziya Paşa’nın ebedi istirahatgahını buluyorum. Mezar gösterişten uzak, başucundaki ağaçla bütünleşmiş. Adana’ya emeği geçmiş bu Osmanlı bürokratını asırlık yatağında yalnız bırakıp, hemen karşısında, Adana’ya tam anlamıyla hâkim ilk Türk beyliği olan Ramazanoğlu aile erkânının günlük hayatını geçirdiği konağı sükûta ram olmuş, hiç sahip olamadığı bir ihtişamı özlerken görüyorum. Konak biçimsiz, üçgen çatılı, iki kattan müteşekkil, beyliğin hâkimiyet sürdüğü alan gibi gayet küçük ve gösterişsiz… Kuzeyinden sarkan gelin duvağı ise bir dilberin ihtişamdan yoksun, taranmamış saçlarına papatyalar iliştirmesini andırıyor.

İşte cami, medrese, türbe ve bu konak Ramazanoğlu külliyesinin ayakta kalmayı başarmış parçaları olarak bir mirat-ı devir misali boy gösteriyor. Zamanın tüm yıkıcı etkilerinden uzak, eni boyu 50 – 60 adımdan ibaret bu sokak Devlet-i Ali Osman’ın evvelinden ahirine genişçe bir zaman dilimini gözler önüne seriyor

Kutlubay

M.Fatih Kutlubay Keleş

M.Fatih Kutlubay Keleş

Yazar at Fakirane.org
91/Çukurova.
Hukuk Lisans ve Yüksek Lisans eğitimi aldı.
Öyküleri ve yazıları Hece, Edebiyat Ortamı, Mahalle Mektebi, Hayal Bilgisi, Fakirane ve Palto dergilerinde yayınlandı.
M.Fatih Kutlubay Keleş
Tagged with:

About author

M.Fatih Kutlubay Keleş

91/Çukurova. Hukuk Lisans ve Yüksek Lisans eğitimi aldı. Öyküleri ve yazıları Hece, Edebiyat Ortamı, Mahalle Mektebi, Hayal Bilgisi, Fakirane ve Palto dergilerinde yayınlandı.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Arşiv